Anasayfa / Eğitim / Empatik Dinleme
Empatik Dinleme

Empatik Dinleme

Cem Yılmaz’ın çok bilenen skeçlerinden birinde, Cem Yılmaz’a fıtık teşhisi konur ve hastahaneye  bazı tetkikleri yaptırmak için gider. Hastanede sıra bekleyen bir  bayanla aralarında şöyle bir konuşma geçer:

– Fıtık mı?

– Evet.

– Kaynımda da var.

– Yüreyemiyorum!

– Aynı kaynım, çekme yapıyor değil mi?

– Yav basamıyorum!

– Aynı aynı…kaynım

İşte bizim empatik dinlemeden anladığımız şey tam olarak budur. Empatinin sözlük anlamı, kendini karşındakinin yerine koymaktır ya, o anda sende o hastalık yoksa ve kendini karşıdakinin yerine koyamıyorsan, beyin hızlı bir tarama yaparak o hastalığa sahip olan hısım, akrabayı tarar, Türkiye’de de malum akrabalık ilişkileri yoğun olduğundan mutlaka duruma uygun bir örneklem bulunur. Ola ki bulunamazssa komşulardan başlayarak  yakın çevre taranır. Hatta olay bir arkadaşımın arkadaşı mertebesine kadar getirilir.

Bu psikoloji, sanırım bizim atasözlerimizde de yerini bulan “Elle gelen düğün bayram” atasözüyle açıklanabilir. Yani derdi olan kişinin, kendisinde baş gösteren sorun herkeste var diye geçiçi bir rahatlama yaşayacağı düşünülür. Ancak hiç de sanıldığı gibi olmaz.

Kadın günlerinde de birisi bir hastalığını anlatmaya görsün, hemen herkes fırsat bulmuş gibi kendi derdini söyler; hatta bir süre sonra bu konuyu açma gafletinde bulunan kişi kendi haline içten içe şükretmeye başlar. Üstelik “Seninki de bir şey mi” “O da bir şey mi” cümle başı bağlaçlarıyla başlayan ve ardı arkası kesilmeyen hikayeler, size içinizden “Dilimi eşek arısı soksaydı da şuram ağrıyor demeseydim.” dedirtir.

O kişinin sorununa samimiyetle odaklansak, kendimizden veya tanıdıklarımızdan örnek vermek mecburiyetinde hissetmesek kendimizi, sanki karşımızdaki şöyle diyecek: “Kadına bak, o kadar anlattım, ağzını açıp tek kelime bile söylemedi.”   Aslında bu yanılsamadan kurtarabilsek kendimizi ve onu dinlerken ona vereceğimiz cevapları hazırlamadan hikayelerimizi bir an için unutup sadece onunla olabilsek, hiçbir şey söylememize gerek kalmayacak ve karşımızdaki kişi gerçekten dinlendiğini hissettiği için müthiş bir rahatlama hissedecek.

Öğrenci koçluğunda bütün koçluk sürecinin bina edildiği temel ve danışanlarımızla aramızdaki uyumun sırrı bu iki kelimede yatıyor: Empatik dinleme. Çünkü şu ana kadar hiç kimsenin dinlemediği şekilde dinliyoruz onları. Onları dinlerken biz yokuz. Kendi öğrenciliğimiz yok, kendi anılarımız yok, yargılarımız yok. Sadece o anda öğrencinin kendi gerçekliği var, ona onun yaşındayken yaptığı ve başardığı şeyleri anlatarak ahkam kesen bir büyüğü yok. Ona yapması gerekenleri sıralayan bir öğretmeni yok. Bütünüyle onun varlığına saygı duyan ve onu bütün kalbiyle dinleyen biri var.  Ancak  bu tarz bir dinleme, onun içindeki potansiyelin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor.  Size anlatırken kendi düşüncelerinin farkına varıyor, içine attığı, bastırdığı, görmezden geldiği şeyler gün yüzüne çıkıyor. Tıpkı elinde bir ayna varmış gibi, kendine bakıyor, farkına varıyor, sorguluyor, yeni kararlar alıyor.

Son zamanlarda “Siz şimdi koçlukta tam olarak ne yapıyorsunuz?” diye soranlarla çok karşılaşıyorum. Anlatmaya başladığımda en kısa anlatım, yarım saat sürüyor. Aslında bütün olayı özetleyen şey şu: Onları şimdiye kadar hiç kimsenin dinlemediği bir şekilde dinliyoruz. Bu bile başlı başına koçluk almanın sebeplerinden biri olabilir diye düşünüyorum.

Bugün başı ağrıyan bir arkadaşınızı “Benim de geçen gün çok ağrımıştı” demeden mümkünse “ben” kelimesini hiç kullanmadan,  dinleyin. Bu durumla ilgili yapabileceğiniz bir şeyin olup olmadığını sorun, yapabileceğiniz bir şey varsa yapın. Bakın bakalım aranızda neler değişiyor?

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Bir yorum

  1. güzel

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top