Sınıfta Pygmalion Etkisi

pygmalion-effect 2Eliza Doolittle’ın George Bernard Shaw’ın “Pygmalion’da Albay Pickering’e yaptığı şikayette şöyle demişti: Bir hanımefendi ile bir çiçekçi kız arasındaki fark, onların nasıl davrandığı değil, gördükleri muameledir. Ben Prof. Higgins için her zaman bir çiçekçi kız olacağım. Çünkü o bana her zaman çiçekçi kız muamelesi yapıyor ama ben istersem senin için hanımefendi olabileceğimi biliyorum. Çünkü sen bana hanımefendi muamelesi yapıyorsun ve her zaman yapacaksın.

Eliza aslında bu cümleleriyle pygmalion etkisinden bahsetmektedir. Bir insan başka bir insana yeni bir hayat, yeni yetiler, yeni hünerler verebilir ama bunu ancak bunlara inanarak ve o kişiye zaten bu yeti ve hünerlere sahipmiş gibi davranırsa başarabilecektir.

Pygmalion etkisi, sınıf ortamında çok güçlü bir şekilde çalışır. Bir öğretmen olarak, öğrencilerinizin kapasitelerinin en yüksek seviyesine ulaşmalarına yardım ederek onlara yen bir hayat verebilirsiniz.

Araştırmalar, birincil olarak bir öğrencinin başarısının öğretmeninin beklentileriyle ve ona karşı sergilediği tutum la belirlendiğini; ikinci olarak eğer öğrenci öğretmen öğrenci için gerçekleştirilebilir yüksek başarı hedefleri koyarsa öğrencinin genelde bu hedeflere ulaştığını göstermiştir.

Diğer yandan araştırmalar, öğrenci başarısını güdülemeyen öğretmenlerin sonunda gerçekten da başarısız ve motivasyonsuz öğrencilerle karşılaştığını göstermiştir.

Kaynak: “The Classrom Teacher’s Book Of Management Essentials” , Jarvis Finger & Barry Bamford

Bir Yıldıza Övgü

Geceleyin çıkıp terasına

gösterişsiz ve çok yüksek

bir gökdelenin

kubbesine dokunabildim

gecenin ve tutuverdim

sevgime dayanamayan

firuze bir yıldızı.

 

gece karanlıktı

karıştım sokağa

cebimde çalıntı yıldızla.

 

Titrek bir kristale

benziyordu

ve aniden

sanki bir avuç

buz taşıyormuşum gibi geldi bana,

ya da Başmelek’in kılıcını

kemerimde.

 

Korkudan,

sakladım onu

yatağın altına,

kimse keşfedemesin diye,

fakat ışığı

delip geçti önce

yün yatağı,

sonra kiremitleri

ve evimin çatısını.

 

Banyoya gitmek bile

tedirgin eder

oldu beni

 

Hep bu ışığı altında yıldızın,

parlak, renksiz,

dönmek ister gibi geceye

yanıp sönen,

görevlerimle ilgilenemedim

ve örneğin unuttum

ödemeyi faturalarımı,

sonunda ekmeksiz,

aşsız kaldım.

 

Bu arada, sokakta,

yoldan geçenler toplandı,

dünya malı satanlar

cazibesine kapıldı, elbet,

penceremden geldiğini

gördükleri

alışılmadık parlaklığın.

 

Bunun üzerine

aldım yeniden yıldızımı,

dikkatlice sardım mendilime

ve karışarak kalabalığın arasına

tanınmadan geçtim

içlerinden.

 

Batıya gittim,

Yeşil Nehir’e,

orada dingindir

söğütlerin altı

 

Soğuk gecenin

yıldızını aldım elime

ve usulca

bıraktım sulara.

 

Şaşırmadım ama

Uzaklaşıp gitmesine

suda erimeyen

bir balık gibi

kımıldatarak

karanlık nehirde

ışıltılı gövdesini.

Pablo Neruda

Bütünlük

Marco Polo, tek tek her taşıyla bir köprüyü anlatıyor.

“Peki köprüyü taşıyan taş hangisi?” diye sorar Kubilay Han.

“Köprüyü taşıyan şu taş ya da bu taş değil, taşların oluşturduğu kemerin kavsi.” der Marco.

Kubilay Han sessiz kalır bir süre, düşünür. Sonra ekler:

“Neden taşları anlatıp duruyorsun bana? Beni ilgilendiren tek şey var, o da kemer.”

Marco cevap verir: “Taşlar yoksa, kemer de yoktur.” İtalo Calvino, Görünmez Kentler

 

 

Labirent

Doğru yolu bulmak için kaybolmak gerekir. Labirent, içine giren kaybolsun ve dolaşsın diye yapılır. Ama labirent, o aynı kişiye, yeni bir plan çizmesi ve labirentin gücünü yok etmesi için bir başkaldırıyı da düşündürür. Bunu başardığı takdirde insan labirenti yıkacaktır; onu boydan boya geçen biri için labirent yoktur. Hans Magnus Enzensberger

Kelimeler

En yakınınızdaki insanların konuşurken en çok  hangi kelimeleri  kullandığına dikkat eder misiniz? Ya da konuştuğunuz insanların etkisinde kalarak bir süre sonra onlar gibi konuşmaya başladığınızı fark etmişliğiniz var mıdır?

Aslına bakarsanız yakın çevremizdeki insanların seçtikleri kelimelerden, kelimeleri telaffuz şeklinden de etkileniriz, okuduğumuz kitaplar veya izlediğimiz dizilerden de.

Üniversite üçüncü sınıfta üzerinde çalışmaya başladığım okul bitirme tezim, Ahmet Mithat Efendi’nin Dağarcık adlı felsefe mecmuası üzerineydi. O yazıları Osmanlıcadan günümüz Türkçesine çevirmeye çalışırken doğal  olarak yazarla o kadar hemhal olmuştuk ki bir süre sonra çevremdeki insanlar bendeki bu 19. yüzyıl Türkçesiyle konuşma durumuyla dalga geçmeye başlamışlardı. Buna rağmen meramımı başka kelimelerle ifadeye muktedir olamıyordum. Muhazaralarından mütelezziz olduğum dostlarım, bu konuda beni uyardıkları vakit kendime çeki düzen vermem gerektiğini anlamıştım. Devamını Oku »

Video Oyunlar ve Eğitim

Okullarda kullanılagelen dijital araçların mazisine göz atmaya ne dersiniz?

90’ların başında öğrenim hayatına başlayanlar hatırlayacaktır. Teknoloji adına şanslı sınıflarda bulunan araç-gereç, video oynatıcı ve televizyondan ibaretti. Hiç unutmam, bize izletilen ilk video thalassemia hakkındaydı ve çok ilgimizi çekmişti. Kasetten televizyon ekranına yansıyan, taşıyıcı ebeveyn – hasta çocuk eşleştirmeleri, hala gözümün önündedir.

90’ların sonuna doğru, özellikle dil eğitimine ağırlık veren okullarda kasetçalarlar devreye girdi. Mr.& Mrs. Brown’un sesleri, telaffuzları hala kulağımda çınlar. Tepegözleri de unutmamak lazım tabii. Öğretmenlerimizin inci gibi yazılarıyla doldurduğu asetat kağıtlarının tahtadaki yansıması, büyütülmesi küçültülmesi de pek çok öğrencinin zihninde yer etmiştir. Devamını Oku »

Duyguların Dili

Duyguların Eğitsel Liderlikteki etkilerinden söz etmişken  duyguların dilinden bahsetmemek olmaz diye düşündüm.

Duygularımızın da bir dili var; ama bu daha çok sözsüz bir dil. Duygularımız bizim  doğru kararlar vermemizi sağlayan içsel pusulalarımız. Buna rağmen insanlar çoğu zaman içlerindeki bu yol gösterici pusulayı görmezden gelmeyi tercih ederler. Duygular sürekli bastırılır, ta ki bir gün daha şiddetli bir şekilde ve bizim kontrolümüzün  dışında “Ben buradayım!” diyene kadar.

İnsanoğlu hayatta pek çok zorluğun üstesinden gelebiliyor, büyük buluşlara imza atabiliyor; ama iş duygularla başa çıkma meselesine gelince sınıfta kalıyor. Karla Mclaren entelektüel olarak parlak, fiziksel açıdan becerikli, ruhsal bakımdan yaratıcı olsak da duygusal olarak az gelişmiş olduğumuzu söylüyor. Bunun sebeplerinden birisi  duyguların dışa vurmanın  hala bir zayıflık olduğu inancı. Halbuki duygusal bir kişilik, zayıf kişilik anlamına gelmiyor. Devamını Oku »

Duyguların Eğitsel Liderlikteki Etkileri

Hepimizin içinde olmayı arzu ettiği organizasyonlar vardır. Bense eğitimdeki iyi örnekleri  ve gelişmeleri takip ederken hem mutlu olur hem de o gelişmenin bir parçası olamadığım için hayıflanır dururum. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi ÖRAV yani Öğretmen Akademisi Vakfı’nın yaptığı harika çalışmalar benim bu konudaki iştahımı hem kabartmış, hem de her  defasında e-kampüse girip de kullanıcı adı ve şifre istendiğinde hayal kırıklığına sürüklemiştir. Ancak iki hafta önceki keşfim, beni bu hayal kırıklığından kurtardı. Nasıl mı? Artık ÖRAV’ın e-seminerlerine misafir kullanıcılar da önceden bir form doldurup başvurmak kaydıyla katılabiliyordu. Devamını Oku »

Bir Çuval İnciri YGS Ettik

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’na bir gün kala, çocuklarımızın egemenliğinin bir YGS klasiği tarafından ele geçirildiği gündemi yaşıyoruz. Henüz orta öğretim basamağına adım atmamış çocuklarımız için tavsiyem, 23 Nisan’da uçurabildikleri kadar balon uçurmaları, ağızlarına yüzlerine bulaşana değin pamuk helva yemeleridir.  Zira kısa bir süre sonra, malum eğitim sistemimiz üzerlerine bir karabasan edasıyla çökecek, balonlarını patlatıp, pamuk helvalarını çöp kutusuna fırlatacak.

‘’Ne yapıyorsun çocuk sen, at o topu elinden!’’ diyecek . ‘’Bugün kaç soru çözdün; kaç yanlış, kaç doğrunu götürdü?’’ diyecek. Boya kalemleri flütler kenara fırlatılacak, odanın ücra köşelerinde kaderlerine terk edilecek henüz eskimemişken. Kalın kalın test kitapları, yumuşak uçlu sınav kalemi, silgi bir de saat yerini alacak masanın üzerinde. Duvardaki Einstein fotoğrafı dil çıkaracak test çözen çocuğa, Darwin elma fırlatacak kafasına. Telefonu çalacak , arayan Graham Bell.  ‘’Hava çok güzel, gel dışarıda oynayalım.’’ diyecek. ‘’Olmaz, havalar ısındı, cıvımamalıyım(!)’’ diye yanıtlayacak bizim çocuk. Devamını Oku »

Geçen Bir Şey Yok

Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?

Tanıklarla, kanıtlarla, uygun adım yürümek için ikide bir ayak değiştirme imkanı veren gerçeklerle ne kadar üstümüze gelseler, boşuna! İnanmayız. “Geçen bir şey yok!” diye bağırırız. “Her şey tam  şimdi yaşanıyor.”

Barış Bıçakçı “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”

Arşivler

Konuk Yazarlar

Flash required