Geçenlerde lisede çalışan bir arkadaşımla sohbet ediyordum. Öğrencilerinin derse olan ilgisini sorduğumda gülerek şöyle dedi:
“Sınıftaki en heyecanlı kişi benim, gerisini sen tahmin et!”
Bu söz, aslında uzun zamandır benim zihnimde dolaşan daha büyük bir soruya işaret ediyordu: Okulun gerçekten varlık nedeni ne? Okul gerçekten hayata mı hazırlar, yoksa sadece yıllarca sırada oturabilme sabrımızı mı ölçer?
Bugün sınıflarda öğrenciler “Bunu neden öğreniyoruz?” diye sorduğunda çoğu kez tek cevabımız oluyor: “Çünkü sınavda çıkacak.” Merkezi sınavlarda ağırlığı olan derslerin öğretmenleri, bu yanıt sayesinde bir süre daha öğrencilerin dikkatini toplayabiliyor. Ancak üniversite mezunu olmakla iyi bir meslek sahibi olmak arasındaki giderek zayıflayan bağ, bu gerekçeyi öğrenciler için inandırıcı olmaktan çıkarıyor.
Aslında bu durum bana geçmişte doğal kabul edilen ama bugün inanılmaz gelen alışkanlıkları hatırlatıyor. Uçaklarda ya da otobüslerde sigara içilmesi… Bizim neslimizin okullarda maruz kaldığı fiziksel şiddet… O zaman normal sayılan bu pratikler, bugün bize akıl almaz görünüyor.
Bu iki örnekte olduğu gibi size zaman içerisinde bakış açımızı kökten değiştiren onlarca şey sayabilirim. Bu örnekler, kabullerin zamanla değişebildiğini gösteriyor. Ancak eğitim sistemi söz konusu olduğunda aynı esnekliği göremiyoruz. Eğitimin dayandığı temel varsayım nerdeyse hiç değişmiyor: Zaman.
Başka bir deyişle zamanı algılayış şeklimiz ve onu nasıl yönettiğimiz…
Uzun yıllar sigara içen bir arkadaşım sigarayı bırakma hikâyesini şöyle anlatmıştı:
“Kendimin dışına çıktım, öyle uzaklaştım ki sanki uzaydan dünyaya bakıyordum. Oradan bakınca gün boyu ağzımda bir çubukla dolaşmak birden çok mantıksız göründü.”
Eğitim sistemine de aynı mesafeden bakalım ister misiniz? Dışarıdan, hatta çok dışarıdan izliyormuşuz gibi…
Düşünsenize 12 yıl boyunca günde 40 dakikadan 7-8 ders ve yılda 180 iş günü olacak şekilde rahatsız bir sandalyede oturmaya katlanabilirseniz diploma alabiliyorsunuz. İlerlemeniz, öğrenmenize değil; yeterince oturmanıza bağlı. Size ilerlemenizi ölçtüğünü söyleyen bazı testler yapılıyor ve sonunda hemen herkes takdir alıyor. Bazı kesimler, tüm öğrencilerin takdir almasını eleştiriyor; ancak o takdir zaten size başarınızdan dolayı verilmiyor ki… Sabırla oturduğunuz için veriliyor ve bu gerçekten takdir edilesi bir şey.
Zamana bağlı sistem, bundan 117 yıl önce 1906 yılında kamu eğitimini standartlaştırmak için Carnegie Üniversitesi tarafından geliştirildi. Üniversite, öğrencilerin belirli bir konuyu öğrenmek için ihtiyaç duyduğu dakika sayısını ve lise veya üniversite diploması almak için gereken “kredi saati” sayısını kesin olarak tanımladı. O yıllardan bugüne neredeyse hiç değişmeden bütün dünyada kullanılan bu temel dinamiğe günümüzde Carnegie Vakfı başta olmak üzere okulu dönüştürmek isteyen pek çok sivil toplum kuruluşu meydan okuyor ve oturma süresinden bağımsız olarak yetkinlik temelli bir sisteme geçmenin yollarını arıyor.
2023’te Carnegie Vakfı, dünyanın en büyük sınav merkezi ETS ile işbirliği yaptı. Bu ortaklığın amacı, 1906’dan beri eğitimi şekillendiren “Carnegie Unit” modelini terk ederek öğrencilerin sınıfta kaç saat oturduğunu ölçmek yerine gerçekten hangi bilgi, beceri ve tutumları kazandıklarını ortaya koyacak yeni bir sistem geliştirmek. Bu yeni yaklaşım; yaratıcı düşünme, işbirliği, sebat gibi sosyal-duygusal alanlardaki becerilerin de değerlendirmeye alınmasını öngörüyor.
Bu küresel arayış, yerelde karşılaştığımız direncin de sürdürülemez olduğunu açıkça gösteriyor. Kabul etmek istemesek de meslek edindirme amaçlı eğitimin sonuna geldik. Okulları yetkinlik bazlı olarak yeniden yapılandırmak; üstelik bunu pandemideki “Acil uzaktan eğitim!” çağrısına cevap verme hızımızla gerçekleştirmek zorundayız. Üstelik bu ülkemiz özelinde de bir durum değil. Tüm ülkeler eş zamanlı olarak bu sorunun cevabını arıyor.
Bu dönüşümün nasıl mümkün olabileceğine dair somut örnekler var mı? Öğrencilerin yalnızca sınavlara hazırlanmadığı, gerçek dünyayla bağ kurduğu, hayal gücünün ve topluluk desteğinin merkeze alındığı okullar gerçekten kurulabilir mi? Bir sonraki yazımda bu örnekler üzerinden “Liseyi Yeniden Düşünmek” üzerine konuşacağız.
Aysun Yağcı
Güneşli Bir Gün Bir eğitimcinin dünyası
