Anasayfa / Eğitim / Okudunuz mu?
Okudunuz mu?

Okudunuz mu?

Nihayet gözlerini  açtı, dedi hemşire yanındaki arkadaşına ve doktora haber vermesini istedi. Doktor Murat Bey, haberi alır almaz Sunay hanım’ın yanına koştu ve heyecanla sordu: “Okudunuz mu?” O anda Sunay Hanım’ın gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi oldu ve iki hemşirenin şaşkın bakışları arasında yeniden kendinden geçti.  Doktor Bey: “Tüh! Öğrenemedik.” dedi.  “Neyi?” diye sordular hemşirelerin ikisi birden. Doktor Bey, sanki orada değilmiş gibi:  “O kadar çalışmıştık akşam birlikte” diye kendi kendine söylenerek odadan çıkarken ani bir hareketle geri döndü  ve uyanırsa haberim olsun, dedi. İki hemşire de tamam anlamında başlarını salladılar.

Sunay Hanım’ı  iki gün önce hasteneye getirmişlerdi. Geldiğinden beri baygın yatıyordu. Bugün tam gözünü açtı diye sevinirlerken tek bir  soru üzerine neden  tekrar bayıldığına ikisi de bir anlam verememişti. Sunay Hanım,  Doktor Murat Bey’in oğlunun öğretmeniydi aslında. Sunay Hanım’ın pek çok doktor velisi vardı ve hepsi heyecanla onun uyanmasını bekliyordu. Murat Bey, öğle yemeği için hastahanenin kafetaryasına girdiğinde çocukları aynı sınıfta olan birkaç doktor veli, karşıdan ne haber  gibi bir işaret yaptılar. Murat Bey de henüz bir gelişme yok anlamında  başını salladı.

Okulda ise müdür beyin telofonları sabahtan beri susmuyordu. Hep aynı şeyleri söylemekten bıkkın bir şekilde: “Bize ulaşan son bilgiler okumadığı yönünde hanımefendi. Bir gelişme  olursa biz sizi ararız.” diyerek telefonu kapattı.

Müdür Bey de olanlara bir anlam verememişti. Sunay Hanım, en tecrübeli öğretmenlerinden biriydi ve yıllardır yazılı sonrası çocukların sorularına mukavemet göstermek konusunda üstüne yoktu. Ancak ne olduysa  perşembe günü olmuştu. Bütün okulun ortak Türkçe sınavı vardı. Sunay Hanım, her zamanki sakin  ve güleryüzlü tavrıyla  çocukların “Şuraya yazsam anlar mısınız? Buraya çizsem olur mu? Buraya sığmadı, şuraya yazdım. Üç tane kompozisyon yazsam siz en güzeli hangisiyse ona puan verseniz olur mu, uzun yazsam puan kırar mısınız,  bu başlık uzun mu olmuş, virgülden puan  kırar mısınız?” neviden sorularını sabırla cevapladıktan sonra , sınav kağıtlarını zarflara koyarak dolabına kaldırdı.

Her zamanki malum soru için henüz vakit vardı ve belki derse girmeden önce bir çay içip soluklanabilirdi. Ama ne mümkün….

Sınavın bitmesinin üzerinden on dakika geçmiş  ve çayını almış bir halde öğretmenler odasına giderken  öğrencilerden biri karşısına çıktı ve  muzip muzip gülümseyerek  “Okudunuz mu öğretmenim?” dedi.  “Ha ha ha çok komik!” der gibi öğrencinin yüzüne baktıktan sonra öğretmenler odasına girdi ve kapıyı kapattı. Ondan sonraki her  iki dakika içinde dışarının uğultusuyla birlikte kapı açılıyor bir öğrenci başını içeri uzatıyordu:

–        Okudunuz mu?

–        Çay içiyorum.

–        Okudunuz mu?

–        Dinleniyorum.

–        Okudunuz mu?

–        Birazdan derse gireceğim.

Zilin sesiyle yerinden fırlayan Sunay Hanım, yarım kalan çayını masanın üzerine bırakarak hızlı adımlarla sınıfına doğru yürüdü. Öğretmenlerinin geldiğini gören öğrenciler ayağa kalktılar.  Sunay Hanım, tam günaydın demeye  hazılanıyordu ki ani bir menavrayla şöyle dedi:

–        Okumadım!

–        Sağol

Elbette ki son derece hayal kırıklığı içeren cılız bir sesten ibaretti bu sağol. Bu bir daha ki teneffüse kadar rahat edeceği anlamına geliyordu ki bir öğrenci parmak kaldırarak: “Öğretmenim, biz sessizce kitap okusak da siz de bizim yazılılarımızı okusanız” dedi. Tecrübeli bir öğretmen olarak bunu kabul ettiği takdirde “Önce benimkini okuyun lütfen” diyen öğrencilerin arasında boğulacağını,  yazılı kağıdı öncelikle okunmayanların “Küstüm, size öğretmenim” diye kapris yapacağını, yazılıları okurken altından kendisininkini  görmeye çalışanlarla mücadele edeceğini  ve her ne kadar başımda dikilmezseniz okurum demesine rağmen kimin kağıdını okuyorsa onun başında dikileceğini  çok iyi bildiğinden buna da net bir şekilde, hayır cevabını  verdi.

Ders bitmiş, öğrenci seline kapılmış koridorda yürürken 6. sınıflardan bir öğrenci bütün şirinliğini takınarak o malum soruyu sordu:

–        Okudunuz mu?

Sunay Hanım sakin olmaya çalışarak: “7. sınıflara dersim vardı.” dedi.  Yani okumadınız mı, dedi hayretle çocuk. Sunay Hanım, onun hayretine hayret ederek şöyle bir açıklamada bulundu:

–        Benim dört kolum ve iki beynim olduğu için ikisiyle tahtada ders anlattım, diğerleri de yazılıları okudu.

Normalde çocuğun buna gülmesi gerekiyordu; ancak çocuğun suratı iyice asıldı.

–        Yani 6C’lere daha geçmediniz mi? dedi.

–        Evet, iyi bildin, 6A ve 6B’leri az önce bahsettiğim şekilde  ders anlatırken okudum, tam sizinkine geçecektim zil çaldı, derken 6A ‘lardan bir öğrenci “ Öğretmen bizimkini okumuş!” diye bağırmasın mı…

Birden hepsi  Sunay Hanım’ın başına üşüştü.

–        Kaç aldım öğretmenim?

–        Ben kaç aldım öğretmenim?

–        Ya ben, ya ben!

–        Sonuçları asacak mısınız?

Bağrışlarının  arasında çocukları okumadığına zor ikna etti.  “Önce bizim sınıftan   başlayın” kavgasını da kazasız belasız atlattıktan sonra  bir başka sınıfa derse girdi. Ama bu sefer aklına iyi bir fikir gelmişti. Derse girer girmez: “Okudunuz mu diye sormayan sınıfların yazılılarını önce okuyacağım.” diyerek  içlerinden “okudunuz mu” şeklinde yutkunan öğrencilerine gülümseyerek baktı.

Tanrım gerçekten de çok iyi bir fikirdi bu. Derken akşam eve çok gideceğini   ve akşam evde yazılıları okumasının mümkün olamayacağını hatırladı. Ertesi gün  için de parlak bir fikre ihtiyacı vardı ; çünkü bir kişi daha çıkıp “Okudunuz mu?” derse düşüp bayılmaı an meselesiydi.

Acaba yarın ki bayrak törenine  önünde “OKUMADIM” yazılı bir kağıtla mı çıksaydı. Ya da “ HENÜZ OKUYAMADIM”  yazmak daha akıllıca olabilirdi; yani okumak istedim ama nasip olmadı gibi. Oysa “OKUMADIM” derse  canım istemedi okumadım anlamına gelebilirdi.

Bu düşüncelerle  son ders zili de çalmış eve gitmek üzere hazırlanırken sınıfın kapısında bir  veliyle burun buruna geldi. “Merhaba, nasılsınız”ın ardından hiç değilse  sınavı yaptığı gün o saat için beklmediği soruyla karşılaştı.

–        Okudunuz mu?

O anda koridordaki dolaplarında kitaplarını toplayan çocuklar, karşsısındaki veli, herkes bir hayal aleminde gibi gözüktü gözüne, etraf sessizleşti, veliye bir şeyler söylemeye çalışan kendi sesini bile duyamaz olmuştu. Sonra yer altından yavaşça kayıverdi. İki gün sonra gözünü açıp da Murat Bey’in  sorusunu duyana dek iki günlük bir ara. Ta ki aklı başında bir öğretmenin neden çıldırdığını akıl adebilecek bir akıllı çıkana dek…

Hamiş: Bu öyküyü okuyan bir öğrencinin yorumu:

–        Bu öyküyü yazana kadar oturup da bizim yazılıları okusaymış.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

2 yorum

  1. Beynimde yazma kıvılcımları parlıyor…Yaz..YAz…Allahım Bu nasıl bir HAz!

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Scroll To Top