Anasayfa / Hayata Dair / Yönlendirilmiş İleti Çöplüğü

Yönlendirilmiş İleti Çöplüğü

Bilgisayarınızı her açtığınızda  “Okunmamış 300 ileti” gibi bir mesajla karşılaşmaktan bıktıysanız, o iletileri okumak bir yana, silmek için bile zamanınız yoksa siz de bendensiniz demektir.

İnsanlar ömürlerinin şu kadarını otobüs durağında otobüs beklerken, şu kadarını diş fırçalarken, şu kadarını tuvalette gazete okurken geçiriyor gibi okuyanı strese sokan istatistiksel araştırmalar vardır ya bu araştırmalara, ileti okurken geçen zamanı da ekleyip olaya yeni bir açılım getirmeye karar verdim.

Evet, şimdi soruyorum sizlere. İnsan ömrünün ne kadarını iletileri okurken, ne kadarını önemsiz iletiler arasından önemlileri ayırmaya çalışırken geçirir? Bunu hesaplarken kendine gelen bütün iletileri ilgili, ilgisiz, tanıdık tanımadık, az tanıdık çok tanıdık şeklinde ayırt etmeden adres listesindeki bütün insanlara yönlendiren ve bunu kendine bir çeşit misyon edinmiş insanların ne kadar zaman harcadığını düşünmek bile istemiyorum.

En çok kızdığım şeylerden biri de şu: Fazlaca samimiyetiniz olmayan bir insana, size işle ilgili bir belge  göndermesi  için e -posta adresinizi vermek gibi bir gaflette bulunuyorsunuz. Adam ne yapıyor? Birinci postadan sonra siz sanki onun en samimi arkadaşıymışsınız, şimdiye kadar birlikte ağlayıp birlikte gülmüşsünüz ve sizin nelerden hoşlandığınızı sanki çok iyi biliyormuş ve dahi onun bilgilendiği konuda siz bilgilenmeden kalırsanız çok büyük bir üzüntü duyacakmış gibi kendisine gelen bütün iletileri size yönlendirmeye başlıyor. Bir süre sonra başında fwd yazan bir sürü iletiyle dolu bir gelen kutusuna sahip oluyorsunuz. Bu iletiler, öncelikle politika, sağlık gibi önemli konularla başlıyor,  bir süre sonra sıkıldığımızı düşündüğünden olsa gerek  “Biraz da eğlenelim” , “Biraz da gülelim.” “Biraz da kar manzaraları seyredelim” babından iletilerle devam ediyor. Siz, işiniz başınızdan aşkın işle ilgili iletileri bile okuduğunuza dua edecek haldeyken “Lütfen biraz ara verelim.” serzenişlerinizi nedense pek kimse duymuyor.

Hani teknolojik bir şey icat edildiğinde hastalığı da türer ya arkasından. İnternet çıkmadan önce internet bağımlılığı diye bir hastalık yoktu mesela. Hatta bunun bir hastalık olduğu bile uzun süre kabul edilmek istenmedi. Şimdi bilmiyorum farkında mısınız; son zamanlarda yeni bir hastalık türü daha ortaya çıktı. Henüz litaratürde adı konmamış olan bu hastalıktan, daha iyi bir isim bulunana kadar “Yönlendirasyon Hastalığı” olarak bahsetmeyi uygun görüyorum. Bir nevi obsesyon gibi. Bu hastalığa yakalanan vakalarda gözlemlenen semptomlar şöyle:
– E-posta hesabına uzun zaman bakılamadığında ya da kendisine gelen iletiyi anında yönlendiremediğinde görülen ellerde terleme ve huzursuzluk hali
– Hiç ileti gelmeyen günlerde görülen bir çeşit hayattan kopuş, isteksizlik, iştahsızlık, ellerde, kollarda, bacaklarda, başta ve birçok yerde uyuşmalar, yanmalar karıncalanmalar, diken diken olma halleri
– Aynı iletiyi iki defa aldığında görülen aşırı sinirlilik, anksiyete
– Çok tehlikeli ve daha da tehlikeli virüs uyarısı yapmaktan kendini alamama
Yukarıda belirtilen semptomlardan bir ya da birkaçı sizde mevcut ise lütfen vakit kaybetmeden bir uzmana başvurunuz.

Hayır, bilakis ben böyle insanlardan muzdaribim diyorsanız yine uzmanımıza kulak verelim:
“Sizin de gelen kutunuz yönlendirilmiş iletilerle şişiyor mu? Okumadığınız ve okumadan çöp kutusuna gönderdiğiniz postalar rüyalarınıza mı giriyor? Dert etmeyin, Filtre taktırın.”
Evet, uzmanımızın da belirttiği gibi gelen iletileri filtreleyebiliyoruz. İleti hesabınızdaki filtre kısmına artık ileti almak istemediğiniz kişinin adresini yazıyorsunuz. Karşınıza çeşitli alternatifler çıkıyor:
– Sonsuza kadar mı sileyim?
– Direkt çöp kutusuna mı göndereyim?
– Çöp kutusunda az bekleteyim mi? gibi seçeneklerden sizin için uygun olanı seçiyor ve rahatlıyorsunuz. Üstelik filtre değiştirmenize gerek yok. Ömür boyu garantili.  Ama benden söylemesi sonra “Kaç gün oldu bir ileti bile gelmedi!” diye yakınmak yok.

Şaka bir yana, maalesef çok uzun zamandır başkalarının sözleriyle konuşur, başkalarının akıllarıyla düşünür olduk. Dikkat ettiyseniz bize gelen iletilerin çoğu “Adam o kadar güzel söylemiş ki ben artık ne söylesem boş” şeklinde. İyi de sen düşünüyorsun kardeşim? Biz ne düşünüyoruz? Bir postayı diğerine gönderiyorsak ve iki satır da olsa bir şeyler eklemek ihtiyacını hissetmiyorsak biz orada yazanlarla bire bir aynı mı düşünüyoruz demek oluyor? Bizim konuya ekleyebileceğimiz hiç mi nüans yok? Bunları gerçekten düşünmek lazım. Genelde çoğumuz ayıp olmasın diye hiç okumadığımız halde bu tarz iletileri almaya ve vakit bulduğumuz zamanlarda da oturup silmeye devam ediyoruz. Özel günlerde ve bayramlarda cep telefonlarından gönderilen mesajlarda da aynı can sıkıcı durumla karşılaşmıyor muyuz? Normal zamanda o kişinin ağzından duyma ihtimalinizin hiç olmadığı, kafiyeli iki kelimeyi bile bir araya zor getirecek olan bir insandan: “Sofranız afiyetli, paranız bereketli, kararlarınız isabetli, yuvanız muhabbetli, kalbiniz merhametli, bedeniniz sihhatli, yüzünüz mutlu, bayramınız kutlu olsun” sözlerini duysanız ne yaparsınız? Ben çoğunlukla gülüyorum, hem de katıla katıla. Henüz hazır mesaj servisinden bihaber olan canım annem “Ayy, ne kadar hakikatli, hiçbir bayramda atlamaz gibi” çıkarımlarla olaya farklı boyutlar katsa da şimdilik ona gerçeklerden pek bahsetmiyoruz. Şimdi bu insana cevap olarak ne yazacağımıza gelince. İşte alternatifler:
A) Teşekkürler.
B) İnşallah cümlemizin.
C) Sağol senin de aynısından.
D) Varlığı ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah kendisine dua edenleri geri çevirmez.
Bu mesajı yazdığın siteye ben de girdim. Al bu da seninkinin altındaki mesaj!

Gerçekten de ben sadece ve sadece bana özel yazılmış mesajlara ve e-postalara cevap yazıyorum. Bence dünyaya geliş misyonumuzu fazlaca abartmasak da insanların haber alma hakları olduğu kadar haber almama haklarının da olduğunu hesaba katsak, bulunduğumuz her yeri dijital de olsa bir çöplüğe dönüştürmesek ne güzel olacak. Çok güzel iletilerin de geldiği inkar edilemez bir gerçek; ama günde 30 tane her türden ileti gönderirseniz ve bunların hiçbiri size ait değilse bir süre sonra yapılan işin anlamı kalmıyor. Sıradanlaşıyor. Sizin gönderdiğiniz iletilerden duyduğu memnuniyeti ifade eden insanlara göndermeye devam edin. Ama adres listenizdeki herkese seçeneğini tıklarken biraz insaflı olmak lazım geliyor diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top