Anasayfa / Eğitim / Hayal Ortaklarım

Hayal Ortaklarım

Her şey telefonuma gelen bir mesajla başladı.  Mesajda şu yazılıydı:  “yga.org tr sayfasını mutlaka  incele.” Ertesi gün merakla sayfaya girdim, liderlik konferansı başvuru formunu doldurdum ve çok geçmeden kendimi 19 Aralık’ta Lütfi Kırdar Kongre merkezinde buldum.  Gizem’le salona ilk girdiğimizde herkesin çoktan yerini almış olduğunu gördük, neredeyse bize oturacak yer kalmamış diye endişeye kapılmak üzereyken sahnenin sağ tarafında büyük bir bölümün boş olduğunu fark ettik.  O kısma doğru yürüdüğümüzde koltukların üstünde iki kelime dikkatimizi çekti “Hayal Ortakları” O kadar sevimli gelmişti ki bu iki kelime bana, belli ki birilerine ayrılmıştı bu yerler; ama kimlerdi onlar?

Tam bu koltuklardan birine oturmaya yeltenmiştik ki üzerinde kırmızı süveter olan cici bir kız geldi. Özür dilerim ama hayal ortağı mısınız, diye sordu. Henüz hiçbir şey değiliz, derken bir anlık hayal kırıklığı yaşadığımızı anımsıyorum. Ama bugün, yani konferanstan tam üç ay sonra artık o koltuğa gönül rahatlığıyla oturabileceğimi biliyorum.

Tekrar 19 Aralık’a dönecek olursak salonun en arkadan bir sıra önünde yer bulabilmiştik. Sahnedeki insanlar küçücük görünüyordu. Konferans başladığında Sinan Yaman, YGA ailesinde olmak isteyen lider adaylarında mutlaka bulunması gereken üç özelliği şöyle özetlemişti: Kalbi yumuşak, zihni berrak, elleri hızlı. O zaman içimde bir yerlerde uyuyan o küçük kızlardan biri uyandı ve sahneye doğru sessizce bağırmaya başladı: “ İşte o benim,  ben, heyo beni duyuyor musunuz, buradayım, arkada”

“Siz hangi putu devireceksiniz?” sorusu ise Sinan Yaman’ın sorduğu en çarpıcı sorulardan biriydi. Sahiden de hangi putu devirecektim? Şimdiye kadar cevabını hiç düşünmediğim bir soruydu. Konferansta akşama kadar sayfalar dolusu not aldığımı hatırlıyorum.  Günün sonunda  Sinan Yaman’ın gençlerle el ele oluşturduğu tabloda yer almayı öyle gönülden diledim ki…..Şimdi o resimdekilerden her gün birilerini daha tanımanın  ve o resme kıyısından köşesinden de olsa bir renk verebilmenin mutluluğunu yaşıyorum.

İstanbul’dan Denizli’ye döndükten sonra hala konferansın etkisindeydim. Bu yoğun duygularımı okulumuzun web sayfasındaki günlüğe yazdım ve yazının linkini  Yga’ nın mail adresine gönderdim. Acaba okurlar mı diye düşünceli bir şekilde derse girdim. Dersten çıkıp odama geldiğimde sekreter, sizi Sinan Yaman aradı, yazınızı okuduğunu ve onu ağlatmayı başardığınızı size iletmemi istedi, dedi. Çok şaşırmıştım. Bu kadar çabuk yanıt almayı hiç beklemiyordum.  Bilgisayarımı açtım,  Sinan Bey’in maili: “Aysun Hanım, 2009 yılında sizin gibi bülbülleri keşfetmek dileğiyle, diye yazıyordu.

Bundan sonrasında kolları sıvayıp hayal ortaklarına nasıl yardımcı olabileceğimi düşünmeye başladım. Konferanstan sonra katılımcılardan beklenen, internet üzerinden ayrıntılı bir mülakat formunu doldurmalarıydı. Mülakattaki sorular, konferansta anlatılanların içinden doğru mesajı almayı başarıp başaramadığınızı ya da YGA’nın istediği farkındalık düzeyine gelip gelmediğinizi anlamaya yönelikti. Yazdıklarınızda ne kadar içten olduğunuz ise elbette ki sadece eylemlerinizle anlaşılabilirdi.  Mülakat formunu dolduran ve ilk sınavdan geçen 287 kişi yüzyüze görüşmeye çağrılmak üzere duyuruldu. Daha sonra yüz yüze  gerçekleştirilen mülakatlarda başarılı olan 80 genç, Ankara ve İstanbul’da okun düşün paylaş projesinde moderatör olarak görev almak üzere eğitime çağrıldılar.

Bütün bu süreç işlerken ben YGA’ya yardımcı olabileceğim konuları içeren ayrıntılı bir mail gönderdim. Derken 15 gün tatilinde, yeni evimize taşındığımız günlerde, telefonum çaldı. Alt kattan üst kata koşturup nefes nefese telefonu açtım. “Aysun Hanım, merhaba ben YGA’dan Sinan Yaman.” Çok heyecanlanmıştım.  Sinan Yaman’ın anlamak istediği şey şuydu: Gerçekten de onların hayali, benim hayalim miydi? Hayallerimiz örtüşüyor muydu? O gün Sinan Yaman’la bir saati geçkin bir görüşme yaptık.  Görüşme sonrasında pek çok konuda hemfikir olduk, düşüncelerimizin örtüştüğünü gördük ve bundan sonrasında da her şey akıl almaz bir hızla ilerledi.

Sinan Yaman’la ve YGA’nın yeni eş başkanları sevgili Gökhan ve Enis’le internet üzerinden yaptığımız toplantılar sonucunda Oku Düşün Paylaş kitabının revize edilmesi, Denizli’deki iki yaratıcı kütüphanede hayata geçirilemeyen oku düşün paylaş seanslarının başlatılması ve moderatörlerin eğitimi yani eğitimcinin eğitimi konusunda onlara destek olabileceğim bir programı hep birlikte hazırladık. Denizli HZR adını verdiğimiz bu aksiyon planını uygulamaya koyduk. HZR kısaltmasının ne anlama geldiğini eminim merak etmişsinizdir. HZR’yi liderlik konferansında ilk kez Sinan Bey’den duymuştum ve ne yalan söyleyeyim,  o zaman yeterince anlayamamıştım. Sinan Bey, bizden H …Z …R harflerinin arasındaki  boşlukları sesli harflerle doldurmamızı istemişti. Bütün salon, yani 1800 kişi hep birlikte doldurduğumuzda ortaya üç kelime çıkmıştı. HAZIR, HIZIR ve HUZUR. İyi de bunlar ne anlama geliyor diye üzerinde düşünürken Sinan Yaman YGA’nın  kısa zamanda bu kadar çok proje gerçekleştirebilmesinin özünde yatan sırrın bu olduğunu söyledi. Yani: “Hazır olunca hızırla buluşursunuz, sonra da huzur bulursunuz.”

Şimdi bu cümleyi o kadar iyi anlıyorum ki 19 Aralık’tan 28 Mart’a kadar olan süreçte. – 28 Mart iki okulda oku düşün paylaş projesini hayata geçirdiğimiz gündür- hazır olduğumuz için öyle çok hızırla buluştuk ki sanırım dün hissettiğim huzur ve mutluluğu tarif etmem imkansız.

Birinci hızırımız, Milli Eğitim Şube müdürümüz Hüseyin Başgün oldu. Denizli programını oluşturduğumuz günlerde yeniden milli eğitimdeki görevine dönen Başgün, göreve geldiği ilk gün Sinan Bey’i aramış ve bu projenin Denizli’de daha çok okulda sürdürülebilmesi için büyük bir heyecanla her türlü desteği sağlamaya hazır olduklarını söylemiş.  Tanışmak için Hüseyin Bey’in yanına gittiğimde onun projeyi hayata geçirmek için olan kararlılığından, içtenliğinden ve çalışkanlığından etkilenmemek mümkün değildi. Böylece Denizli’de yolumuzu açacak çok büyük bir destekçiye kavuşmuş olduk. İkinci Hızır, Atatürk İlköğretim okulunun müdür yardımcısı Adem Şentürk oldu. “Gözünü seveyim Aysun Öğretmenim bu projeyi bizim okulda başlatalım, biz ne yapılması gerekiyorsa yapmaya hazırız derken o da öylesine içten ve öyle yardımcıydı ki Sinan Yaman’ın İç’ten lider kitabında bahsettiği içten liderler bunlar olsa gerek diye düşünmeden edemedim. Yine Raşit Özkardeş İlköğretim Okulunun müdürü sayın Hidayet Vural bizlere çok yardımcı oldu. Pamukkale üniversitesinden Havva Ergür hocamız, üniversite öğrencilerine projenin duyurusunun yapılmasında ön ayak olarak bir başka Hızırımız oldu.

Hazırladığımız eylem planına uygun olarak 1 Mart’ta Ankara Divan Otel’de yapılan eğitime, ardından 14 Mart’ta İstanbul’da bu projenin ilk uygulandığı okul olan Hisarüstü’ndeki Türkan Şoray  İlköğretim Okulunda oku düşün paylaş seansına gözlemci olarak katıldım. Seansın ardından Sinan Yaman ve Gökhan Meriçliler’le  oku düşün paylaş kitabı için düşündüğüm değişiklikleri içeren sunumumun değerlendirmesini yaptık ve Denizli’ye döner dönmez de moderatörlerin seçilmesi, proje hakkında bilgilendirilmeleri ve eğitimleri süreci başladı.

Bu konuda imdadımıza çok sevgili arkadaşım Filiz Türkseven ve okulumuzun genç ve dinamik öğretmenlerinden Deniz Uzun, Sinem Özer ve Duygu Kaplan yetişti.  Hepsi de bu projede seve seve yer almak istediklerini söylediler. Derken şube müdürümüzün üniversitede okuyan kızı Naciye Başgün aramıza katıldı. Sonra Aslı Hüner. Ama daha çok üniversite öğrencisine ihtiyacımız var; çünkü esas amacımız, üniversite öğrencilerinin oku düşün paylaş atölyelerinde hizmetkar liderler olarak yetişebilmeleri. İnanıyorum ki çok kısa bir sürede onları da yetiştirip gönül rahatlığıyla yerimizi onlara devredebileceğiz. Bu arada Denizli’de 19 Mayıs İlköğretim okulundaki yaratıcı kütüphanede iki dönemdir bu projeyi başarıyla gerçekleştiren Elektronik Mühendisliği öğrencisi Göksel Güdük ve Okul öncesi bölümü öğrencisi Ebru Suğrak’ı da anmadan geçemeyeğim.

Hazırlık sürecini tamamlamamız ve kriterlere uygun olarak 6. ve 7. sınıf öğrencilerinden 12 öğrencinin seçilmesi sonucunda planlanan şekilde 28 Mart Cumartesi günü Atatürk ve Raşit Özkardeş İlköğretim Okullarında oku düşün paylaş projesi başladı. Böylece Sevgili Sümeyra Babacan’ın büyük bir özveriyle Denizli’de başlattığı projenin sürekliliğini sağlamayı başarmış olduk. Şimdi ikinci hedefimiz, kendi okulumuzda yani PEV Kolej’de de YGA yaratıcı kütüphanesinin kurulmasını sağlamak  ve oku düşün paylaş seanslarını gerçekleştirebilmek.

10 haftalık program sonucunda 30 Mayıs’ta programı tamamlayan öğrenciler, 31 Mayıs’ta düzenlenecek olan mezuniyet töreniyle diplomalarını alacaklar. Bu sene Denizli’den projeye katılan öğrencilerimizden biri Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen parlak beyinlerle yıldızlar liderlik kampına gitmeye hak kazanacak. Bu da gerçekten çok önemli bir fırsat.

Bir başka önemli konu da Atatürk İlköğretim okulunun bu projenin geliştirilmesi için yeni uygulamaların yapılacağı pilot okul olarak seçilmesi. Umarım biz eğitimcilerin katkılarıyla proje daha  zenginleşecek  ve güzelleşecek. Bu açıdan hepimiz üzerimize düşen sorumluluğun fazlasıyla  farkındayız.

Oku Düşün Paylaş kitabının ikinci hafta programında Walter Disney’in “ Her şey bir fareyle başladı.” sözü üzerine öğrencileri konuşturuyoruz. Orada öğrencilere yönelltiğimiz sorulardan biri de  “Sizin başlangıç fareniz ne?” sorusu. İşte benim başlangıç farem, yga’nın adresini aldığım mesajdı, diyebilirim.

YGA’nın hayal ortaklarına gönderdiği haftanın sözünde Paulo Coelho’nun söylediği gibi insanın kendisini adayacağı bir amacın varlığı, bu amaç uğruna kişisel konforundan vazgeçme arzu ve yeteneği, bu yolculukta kişiye rehberlik edecek yol göstericilerin varlığı insanı başarıya götüren en önemli üç şey.

Ankara Eğitiminde oku düşün paylaş projesini Exchange öğrencilerle dünyada da gerçekleştirme projesini geliştiren sevgili Cana’nın sunumunu izlemiştik. Bu konuda öğrencileri bilgilendirmek amacıyla üniversitelerde yabancı öğrencilere yönelik seminerler düzenlemeye başladıklarını; ama üniversitenin birinde, yapılan onca duyuruya rağmen seminer saati geldiğinde anfide tek bir öğrencinin bile olmadığını gördüklerinde büyük bir hayal kırıklığı yaşadıklarını anlatmıştı. O zaman “Biz zaferden değil, seferden sorumluyuz.” sözünü daha iyi anladığını ve yaşadıkları bu hayal kırıklığının onları başarma konusunda daha da kamçıladığını söylemişti. Evet, gerçekten de biz zaferden değil, seferden sorumluyuz. İnsan yaşadıkça anlıyor, yga’ nın sayfasındaki başlığın neden “sıra dışı liderlik yolculuğu” olduğunu tam anlamıyla şimdi anladığım gibi.

Herkese iyi yolculuklar…

http://odp.yga.org.tr

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top