Anasayfa / Eğitim / Nasıl Türkçe Öğretmeni Oldum?
Nasıl Türkçe Öğretmeni Oldum?

Nasıl Türkçe Öğretmeni Oldum?

Benim gelecekteki mesleğimle ilgili en doğru tespiti yapan kendisi de bir öğretmen olan sevgili dayımdır. İlkokul 3. sınıfta bir kompozisyon yazmıştım. Bursa’da yaşayan ve Ankara’ya bize misafirliğe gelen dayım, bu yazımı okumuş ve altına şöyle bir not düşmüş.  “Çok iyi bir Türkçe öğretmeni olur.” Elbetteki bu notu çoktan unutmuş, öğretmenlik okurken eski okul defterlerimin arasında tesadüfen bulmuştum.

Benim okuduğum zamanlarda çoklu zeka teoremi henüz ortaya atılmamıştı ve liselerin edebiyat bölümünde okuyanlar, genellikle sayısal dersleri yapamayan aslında edebiyat ve felsefeyle de fazlaca ilgisi olmayan “tembel” diye acımasızca etiketlenmiş öğrencilerden oluşurdu. Bu öğrenciler de kendilerine konulan bu etiketi haksız çıkarmamak istercesine bulundukları sınıfı hafiften hababam sınıfı kıvamına çevirirlerdi. Öğretmenler o sınıflara neredeyse  hiç derse girmek istemezlerdi.

O zamanlar sınıfta kalmak kavramı da olduğundan  edebiyat sınıfları çift  dikiş, üç dikiş adı verilen, hatta her sınıfı ikişer kez okuyarak geçtiği için bizden neredeyse dört, beş yaş büyük ablalar ve abilerden oluşurdu. Bu öğrencilerle “Her sınıfı çifter çifter oku daha sağlam olur!” diye alay eden insan sayısı hiç de azımsanmayacak kadardı. Şimdi bir eğitimci olarak düşünüyorum da ne kadar eziyete, ne kadar aşağılanmaya maruz kalmış bu öğrenciler ve yetersiz olmakla ilgili kim bilir bilinç altlarına bütün hayatlarını etkileyecek temizlenmesi zor  ne yanlış kayıtlar düşülmüş.

Eğitimin yaz boz tahtasına döndürülmeye başlandığı ve yeni kurbanlarını beklediği bu dönemlerde milli eğitim, bu insanların vatana, millete bir yük teşkil ettiğine karar vererek sınıfta kalma sistemini kaldırdı. Daha mı iyi oldu? Tartışılır.

Sözün özü,  Edebiyata yatkınlığıma rağmen Edebiyat sınıfında olmam o zamanlar ailem için düşünülmesi  bile imkansız bir şeydi. Ben de lise 2’de Fen,  lise 3’te de Matematik bölümünü seçtim. Özellikle biyolojiye ve kuantum fiziğine özel bir merak duymama rağmen,  sınava hazırlandığım dönemde aniden kendimi bir dönüm noktasında buluvermiştim. Aileme MF’den sınava girmeyip TS’ye geçeceğimi söylediğimde onlara ufak çaplı bir şok yaşatmıştım. Her ne kadar babamın bu ani değişikliğe gönlü razı gelmediyse de sonunda o da kabul etmek zorunda kalmıştı.

Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Edebiyat öğretmenliği bölümünü  yüksek bir puanla burslu olarak kazanmıştım. Ne zaman ki ders kaydı için okula gidip de duvarda asılı listelerde Osmanlıca dersinin olduğunu gördüğümde korkuyla karışık bir pişmanlık  duymuştum. Aynı  gün  soru sormak için kapısını çaldığım bir öğretim görevlisinin bana “öğretmenim” diye hitap etmesi benim ayaklarımın yerden kesilmesine yetip artmış, içimde o korkudan eser bırakmamıştı. Bu, “öğretmenim” kelimesini ilk duyduğum  andı ve bende orada niçin bulunduğuma dair bilincin oluşmasında çok etkili olmuştu. Henüz öğretmen değildim, ama ne olursa olsun bu unvanı hak edecektim.

Yıllar göreceli olarak- sınav zamanları hariç- çabuk geçiyordu elbette ve ben sevgili Osmanlıca hocamızın “Bu okulun kapısına eşek bağlasan dört yıl sonra mezun olur.” motivasyonuyla dört yılda eğitim fakültesinden mezun oldum. 🙂

Bütün öğretmenler gibi öğretirken öğrendim. Hâla da öğreniyorum. İşte bütün hikaye bundan ibaret.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top