Anasayfa / Hayata Dair / Malumat İstifçileri

Malumat İstifçileri

Alev Alatlı’nın “Viva La Muarte” adlı kitabını okuyalı 10 yılı geçmiştir. Kitapta en çok aklımda kalan şeylerden biri de “malumat istifçiliği” kavramı olmuştu.  Kitabın kahramanı, malumat ile bilgiyi farklı yerlere koyuyor  ve ikisi arasındaki farkı  o kadar güzel açıklıyordu ki hala unutmamış olmama şaşmamak gerek.

Son zamanlarda posta kutumuzu dolduran iletilerin çoğunun gerçek bilgiler değil, çeşitli malumatlar içerdiğini ve bu kulaktan dolma malumatların nerede ve nasıl kullanılacağının bilinmediğinde ise  ister istemez her şeyden biraz bilen ama hiçbir konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmayan insanlara dönüştüğümüzün farkında mısınız?

Dikkat ederseniz o tarz iletilerin çoğunda kaynak bulunmadığı gibi iletilerdeki bilgilerin doğruluğu da şüphe götürüyor. Ondan sonra sizin kafanızda bir sürü malumat uçuşuyor. Geçenlerde bir yerlerde okumuştum, ama şimdi hatırlamıyorum, diye söze başlıyorsunuz. Halbuki bu bilgiyi, kaynağı belli olmayan bir mailden değil de kitaptan okusanız,  konuşurken karşınızdaki kişiye hem kitabın adını hem yazarını çok net bir şekilde söyleyebileceksiniz. Düşünceleriniz daha sağlam temellere oturacak.

Genellikle günlük hayatın koşuşturmacası içinde bir şeyler okuyoruz ve onları farkında olmadan, sorgulamadan, doğruluğundan şüphe duymadan beynimize istifliyoruz. Sonra bu doğruluğu tartışılır malumatlar yüzünden traji komik anlar yaşıyabiliyoruz. Nasıl mı? Anlatayım:

Geçen gün okul çıkışı oğlumla markete gittik.  Alışveriş sepetini o sürüyor,  ben de bir yandan akşam  için pişireceğim yemeğe odaklanmış bir şekilde reyonlarda dolaşıyorum. O kadar dalmışım ki… Bir de baktım oğlum arkamda değil. Telaşla sağa sola bakınırken onun “Anne bak danette aldım.” demesi ve benim boş bulunup çığlık atmam bir oldu. Benim çığlığımın şiddetinden çok kötü bir şey yaptığını sanıp rengi benzi atan oğluma ve abartılı çığlığıma dönüp bakan diğer müşterilere her şey yolunda gülümsemesi gönderdikten sonra yalnızca oğlumun duyacağı bir sesle: “Anneciğim sen onların ne kadar zararlı olduğunu bilmiyorsun. Yabancılar onların içine Türk çocuklarının beyinleri gelişmesin diye özel maddeler koyuyorlarmış.” dedim. Oğlum anlamak istemedi tabi.  “Ama neden anne? Sen de her şey zararlı diyorsun. Daha önce neden yedirdin o zaman? Neden beynimizin gelişmesini istemiyorlar? O maddeler ne?” diye ardı arkası kesilmeyen sorularına başladı ve ben o anda kendimi sağlam temellere dayanmayan bir bilgiyle çocuğunu kandırmaya çalışan hurafeci anneler gibi hissettim.
– Mailde okudum annecim.
– Mail ne demek anne?
– İnternette yani.
– İnternet ne demek? Bizim gelişmemizi istemeyenler kim?

Buyrun anlatın. Gerçi okuduğum mailde şöyle deniyor: Gidin marketten bir tane alın, üşünmeyin, sonra laboratuara verip içindeki maddeleri inceletin. Siz de göreceksiniz. Herkes böyle bir incelemeye kalkışmayacağına göre inanmaktan başka çareniz yok. Bir de gerekçelerini çocuğunuza anlatabilirseniz tabi. Bu anlattığım, doğruluğu konusunda hala şüphe duyduğum bir bilgi, daha doğrusu malumat. Doğruluğundan emin olmadığım halde ya doğruysa diye yediremiyorum çocuğuma. Gerçi bu devirde neyin gerçekten sağlıklı neyin sağlıksız olduğuna karar vermek de güç. Buna benzer o kadar çok şey okuyor ve sorgusuz sualsiz inanıyoruz ki sonunda olup bitenlerden haberdar ama gerçeklerden bihaber bir hayat sürmeye başlıyoruz.

2001 yılının Temmuz ayında San Fransisco’daki büyük ilaç marketlerin birinden Türkiye’dekine göre çok ucuz olması sebebiyle neredeyse bidon büyüklüğündeki kaplarda satılan vitaminlerden bol miktarda almıştık. O yaz tatilinde bir tanıdığımız sabah kahvaltısında beni o vitaminlerden içerken gördü.  Vitaminleri Türkiye’den aldığımı sanmış olmalı. Bilmiş bir ifadeyle bana şöyle dedi: “Bunların üçüncü dünya ülkeleri vatandaşları için özel olarak üretildiğini biliyor musun?” Ne diyeceksiniz ki şimdi bu çıkarıma.? Eşimle birbirimize bakıp gülümserken içimden: “Evet, ben de zaten bunları üçüncü dünya ülkeleri reyonundan almıştım. İlaç marketine girdiğinizde önce size milliyetinizi soruyorlar. Sonra gerekli yönlendirme yapılıyor.” demiş ama tabi ki bu düşüncemi dillendirmemiştim.

Üçüncü dünya ülkesi vatandaşı olmayı çoktan kabullenmiş bir insana siz ne cevap verirdiniz? “İlahi şekerim, ben onları Amerika’dan aldım.” mı derdiniz? Yoksa giderek bizi toplumsal bir paranoyaya sürüklemeye çalışan o malumatçılardan fellik fellik kaçar mıydınız? Cevabı size bırakıyorum.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top