Anasayfa / Genel / İfrit Oluyorum
İfrit Oluyorum

İfrit Oluyorum

Her gün ısrarla ve zevkle okuduğum bloglar var. Bunlardan biri de Bir Dolap Kitap’ın yazarlarından Banu’nun http://cincucebobinhizmetleri.com/ adlı bloğu. Banu’nun bloğunda “İfrit Oluyorum serisi tam benlik. Bugün oğluşu okula bırakırken  ifrit olmalarım  o kadar depreşti ki, Sevgili Banu’ya bir nazire yazmadan edemedim.

Dikkat edin, gıcık olduğum şeyler değil, sinir olduğum şeyler de değil. Bu kelimeler biraz masum kalıyor ifritin yanında. İfrit, nefret kökünden geldiği için herhalde. Bu kelimeyi yüzünüze mide bulandırıcı bir ifade takınıp ve “f” sesini diğerlerinden biraz daha vurgulayarak söylemeniz, sorunları çözmese de her nedense rahatlatıcı bir etki yaratıyor.

Gelelim ifrit olduğum şeylere: Bizim ülkemizde kırmızı ışıkta en önde duruyorsanız, yeşil ışığın yanıp yanmadığını kontrol etme gereği duymazsınız. Çünkü genellikle ikinci sırada duran muhterem, bunu korna çalarak haber vermeyi kendine misyon edinmiştir. Eli her daim kornada olan bu şahsiyetler, çoğu zaman yeşil ışığın yanmasını da beklemezler ve sarı ışıkta “düt” deyiverirler. İşte ben o düt sesini her duyduğumda, tüylerim diken diken olur. Kontağı kapatıp gitmemek gelir içimden. Sonra sabah sabah yedi sülalem de bundan nasibini almasın diye paşa paşa yoluma devam ederim.

Arkanızda duran arabanın modelinden, içindeki adamın tipinden “düt” deyip demeyeceği anlaşılır. Öyle durumlarda kendinize “düt” dedirtmemek için son derece çevik olursunuz. Allahım uğraştığın şeylere bak diyeceksiniz; ama öyle.

Üstelik ben bu olur olmaz her şeye korna çalan insanların tam tersine, korna çalmayı bir türlü beceremem. Ara sokakta adamın biri yolun ortasından yürüyorsa, ben 1o km hızla onun arkasından gider ve beni fark edip kenara çekilmesini sabırla beklerim. Genelde de benim araba fark edilemeyecek kadar küçük olduğundan adamın peşinden istisnasız beş dakika kağnı gibi giderim. Şimdi kornaya basarsam adam irkilir, korkar neme lazım.

İfrit olduğum ikinci şey, bir kavşakta en sağdan en sola dönenlerdir. Her gün eve giderken beklemek zorunda olduğum bir kavşakta hiçbir zaman boş bulunup önce çıkış yapmam. Çünkü sağımdaki araba büyük olasılıkla önüme kırar ve eğer sağınızdaki araba bir şahinse bunun olasılığı yoktur, kesin kez önünüze kırar. Zaten kavşakta durduğunuzda yanınızdaki şoförlerin gözünün içine bir bakmakta yarar vardır. Kimin hangi hareketi yapabileceği bakışlarından belli olur. Ehliyet alırken bunlar öğretilmez. Trafikte tecrübe kazanmak da  tam olarak budur. Eşim, ilk araba kullanmaya başladığımda  trafikteki herkesi kestirmeden “aptal” olarak kabul et demişti. İşe yaramadı desem yalan olur.

İfrit olunacak diğer müstesna şahsiyetler de iki yaşındaki çocuklarını kucaklarına oturtan şoförlerdir. Böyle durumlar da ben adama ifrit olmakla birlikte çocuğa acırım ve o çocuğu o adamın elinden kurtarmak isterim. Eşimin “doğal seleksiyon” şeklinde özetleyebileceğim ve benim tüylerimi diken diken eden  marjinal fikirleri  de  beni çocuğa acımaktan alıkoyamaz.  O zaman gizli trafik müfettişlerinden olmayı ve adama  bir daha böyle bir şey yapmasını önleyecek, ödediği para içine oturacak esaslı bir  ceza kesilmesini sağlamayı öyle çok isterim ki…

Bir de kırmızı ışık trafiğinde kendini diğerlerinden akıllı zanneden ve kuyrukta bekleyen biz saflarla alay edercesine karşı şeride geçen ancak karşıdan trafik akmaya başlayınca ortada kalıp, burnunu az önce solladığı arabaların arasına sokmaya çalışan uyanıklar vardır ya işte onlar da tam ifrit olunacak tiplerdir. Ya da bir havayla ve çalımla  gazı bağırtarak seni sollar, iki dakika sonra kırmızı ışıkta yan yana bakışırsınız. Gerçi bu beni ifrit eden değil, neşelenmemi sağlayan bir  durumdur. Kardeşim nereye gidiyorsun? Sanki otabanda gidiyor. Belli ki biraz sonra ışık yanacak ve duracaksın.

Eminim bu trafik hikayeleri hiç bitmez. Bunlar benim her gün ama her gün karşılaştığım ve belki de artık ifrit bile olamadan kanıksamaya başladığım şeyler. Çünkü sen de bir zaman sonra karşı manevralarını geliştirmeye başlıyorsun. Kimin nasıl davranacağını sezgisel olarak hissettiğinde kaza yapman  riskin doğal olarak azalıyor.

Hani bir arkadaşımız yeni bir araba aldığında şöyle bir duada bulunuruz ya “Kazasız, belasız.”  Bela,  işte yukarıda anlattığım tipler oluyor.  Allahım, bize bu belalara karşı taktik geliştirme basireti var yarabbi! Amin.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

4 yorum

  1. Söylediklerinizin hepsine ben de iifrit oluyorum…

  2. Aysun Hanım aynen ben de ifffrit oluyorum ama inanın bunu sizin kadar iyi dile getiremezdim zannediyorum .Çoğu vaktini trafikte geçirmek zorunda olan biri olarak (malum çocuklarımız için bi nevi şoförlük yapıyoruz siz de iyi bilirsiniz ki…) bu tarz vakalarla oldukça sık karşılaşıyorum ve bunu bir tür eğlenceye dönüştürmeye çalışıyorum yoksa dediğiniz gibi kontağı çok kapatıp yedi sülalemi de bundan nasiplendirmek istemem.Buarada şunu da belirtmek isterim ki sizin gibi eğitimcilere çoook ihtiyacımız var toplum olarak….

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top