Anasayfa / Eğitim / Hiç Bitmeyen Dersler…
Hiç Bitmeyen Dersler…

Hiç Bitmeyen Dersler…

Dersiniz çoğu zaman zilin sesiyle mi bitiyor, ya da zil çaldıktan sonra da ders anlatmaya devam mı ediyorsunuz? Bu yazı sizin için.

Öğretmenlikte deneyim kazandıkça kırk dakikalık bir derste ne kadar ilerleyebileceğiniz, ne kadar örnek yapabileceğiniz ya da grup çalışmasına kaç dakika ayıracağınızla ilgili öngörü kazanırsınız; bu öngörüye rağmen öğretmenlerden pek azı dersi nasıl bitirdiğini önemser.

Öğrencilere ders bitiminde “Sorusu olan var mı?” demek, öğretmenler için neredeyse otomatikleşmiş ve en çok kullanılan yöntemlerden biridir. Bu soru, hele ki dersi sadece parmak kaldıran birkaç kişiyle yürütmüşseniz hiçbir işe yaramadığı gibi, eğer sınıfınızda sosyal ve duygusal güvenliği  yeterince sağlayamamışsanız -öğrenciler anlamadıklarını ulu orta açıklamaktan çekinirler – size ihtiyacınız olan veriyi sağlamaz.

Oysaki bir dersin kapanışı da en az açılışı kadar önemlidir, çünkü bir dersi kapatırken önemli bilgileri vurgulayabilir, konunun ne kadar anlaşıldığını ölçebilir, öğrencilerin yanlış anlamalarını giderebilir ve bir sonraki dersi yapılandırmak için öğrencilerden geribildirim alabilirsiniz. Elbette tüm bu süreçlerde sizden çok öğrencilerin aktif olması kaydıyla…

Bir dersi nasıl bitirmemiz gerektiğini anlamak, derse nasıl başladığımızla oldukça ilişkili. Nasıl mı?

Öğretmenliğimin ilk yıllarında, özellikle hafta başının ilk dersi ise dersin girişinde öğrencilerin hafta sonunu nasıl geçirdiklerini sorar onlarla bir beş dakika sohbet ederdim. Yoklamanın ardından tek tek sıraların aralarında dolaşır, ödevleri kontrol ederdim. Bu kontroller, ödevini unutan öğrencinin gerekçesini dinlemek, eksik yapanı tamamlaması için uyarmak gibi küçük sohbetlerle neredeyse on dakikayı bulurdu. Bunun neresi kötü diyeceksiniz?

Beyin temelli araştırma sonuçları, bizlere ezber bozan yaklaşımlar sunuyor ve alışılagelmiş uygulamalarımızı sorgulamamızı sağlıyor. “Öncelik ve sonralık” etkisini öğrendiğimde ben de bu uygulamamı sorgulamaya başladım.

Öncelik ve sonralık etkisi”, Davis Sousa’nın araştırmalarının sonucunda elde ettiği verilere  dayanıyor. Sousa, yukarıdaki görselde de görüldüğü gibi 40 dakikalık bir dersi 20’şer dakikalık iki bölüme ayırıyor. Grafikte yirminci dakikadan itibaren öğrenmenin azaldığını görüyoruz. Bu nedenle bir dersin en değerli zaman dilimi ilk 20 dakikayken, ikinci önemli zaman dilimi ise son 10 dakika.

Sousa’ya göre en verimli olan birincil zaman dilimi sırasında öğrenilenlerin hatırlanma olasılığı oldukça yüksek. Öğrencilere bu zaman diliminde verilen hemen her bilgi, onların aklında yer ediyor. Öğrenilen yeni bilgi, down time denilen çöküş zamanında pratik edilerek pekiştirilmeli ve kapanış ise ikincil öğrenme zamanında yapılmalı.

Dikkatin yoğunlaşmasına yönelik kimyasalların azalmaya başladığı ve öğrencilerin tam da konuşmaya gereksinim duydukları dönemde, beynin yeniden olumlu kimyasalların salgılanmasını sağlayabilecek uyaranlarla baş başa bırakılması gerekiyor. Bu nedenle çöküş zamanında, küçük tartışma grupları yapmak veya öğrencilerin sınıf içinde yer değiştirmelerini sağlayıcı etkinlikler planlamak son derece etkili.

Derste yaptığım hataya gelecek olursak öğrencilerin ödevlerini kontrol ederken öğrenmenin gerçekleştiği en verimli zaman diliminin yüzde 90’ını iyi niyetle de olsa boşa harcamış oluyordum; üstelik  öğrencilerin motivasyon ve dikkatlerin azaldığı dakikalarda dersi işlemeye başlıyordum ki bu da öğrencilerin dikkatlerini bir türlü derse verememelerinin nedenini açıklıyor.

Bunu anlatırken “Branş öğretmeniyim, haftada 300 öğrenciyle iletişim halindeyim. Ödevleri ne zaman kontrol edeceğim?” dediğinizi duyar gibiyim. Sınıf öğretmenleri, sınıfın dışında ödevleri kontrol etmek,   ayrıntılı düzeltme yapmak  ve geribildirim vermek açısından branş öğretmenlerine göre daha avantajlı. Yine de sınıfınızda bazı küçük rutinleri oturtarak  örneğin  öğrencilerden defterleri ya da kitapları sıralarının sağ köşesine bırakmalarını istemek ve çöküş zamanındaki grup çalışmaları esnasında aralarda dolaşarak kontrol etmek ilk aklıma gelenlerden bir tanesi. Eminim sizlerin aklına daha iyi çözümler gelecektir.

Ders kapanışının dersin başlangıcı kadar önemli olması,  kapanışın ikincil öğrenme zamanına denk gelmesiyle yakından ilişkili. Bu zaman dilimi aynı zamanda öğrenilenlerin kalıcılığını artırmak için önemli bir fırsat. Nihai amaç da bu olduğuna göre dersin kapanışını, öğrencinin o ana kadar öğrendiklerini anlamlandırmasına izin verecek aktivitelerle yönlendirmek  öğretmen olarak yapabileceğimiz en iyi şey.

Öğrencilere “Bugün ne öğrendik? “diye sorarak bir “Çabuk Yaz!” etkinliği yaptırmak, öğrenilenleri bir öğrencinin özetlemesini istemek, öğrendikleri arasında en kafa karıştırıcı olan şeyin ne olduğunu sormak, öğrendiklerini iki dakika içerisinde dirsek eşleriyle paylaşmasını istemek….vb

Bunun yanı sıra çıkış biletlerini kullanabilir, öğrencilerden aşağıdaki soruların cevaplarını  yapışkan kağıtlara yazarak teneffüse çıkmalarını isteyebilirsiniz:

  • Bugün öğrendiklerin arasında senin için en ilgi çekici olan bilgi hangisiydi?
  • Bugün öğrendiğiniz şey,  daha önce öğrendiğiniz hangi bilgilerle ilişkili, ya da aralarında nasıl bir bağlantı var?
  • Bu dersten sonra hangi bilgiyi bilmek, ilerideki hayatında senin için önemli olacak, niçin?

Sonuç olarak dersi özetlemek, öğretmenlerden çok öğrencilerin görevi olmalı. Bizim zihnimiz, dersi planlarken, öğrencilerin zihinleri ise ders esnasında meşgul olabilmeli ki öğrenciler anlamın kalbine giden yolu kolaylıkla keşfedebilsinler.

Aysun Yağcı

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top