Anasayfa / Eğitim / Hatalardan Ders Alan Öğretmenler
Hatalardan Ders Alan Öğretmenler

Hatalardan Ders Alan Öğretmenler

Yeni mezun bir öğretmenken yılın ilk dersinde kırk dakika boyunca o yıl hangi konuları işleyeceğimden, nelere önem verdiğimden bahseder, dersin sonuna doğru da dikkat etmelerini istediğim sınıf kurallarını açıklardım. Öğrencilerin ne düşündüğü, ne hissettiği ve ne beklediğini anlamaya çalışmak gibi bir kaygım yoktu henüz ve dersin ilk dakikasından itibaren ders işlemekle övünen diğer öğretmenlere kıyasla öğrencilere daha çok değer verdiğimi düşünürdüm.

Derken biraz daha tecrübe kazandıktan sonra katıldığım bir eğitimde sınıf kurallarını öğrencilerle birlikte oluşturmamız, kararlara onları da dahil edersek kurallara uyma oranının arttığını öğrendim ve yeni dönemin başında bunu denemeye karar verdim. Bunun bir sınıf kuralları trajedisine dönüşeceğini bilemezdim elbette.

Kuralları oluştururken beyin fırtınası tekniğini kullanacak ve öğrencilerin görüşlerini özgürce söylemelerine izin verecektim. Sınıfa girdim, bu dönem diğer dönemlerden farklı olarak sınıf kurallarını birlikte belirleyeceğimizi söyledim. Öğrenciler şaşkın şaşkın baktılar yüzüme.  Şaşkınlıklarını üzerlerinden atar atmaz fikirler gelmeye başladı.

Bilirsiniz, beyin fırtınası tekniğinde ne kadar saçma da olsa tüm görüşlerin tahtaya yazılması gerekiyor. Öğrenciler düşüncelerini söyleyecek, sonra onların arasından eleyerek bir önceliklendirme yapacağız. Ben tabi öyle umuyorum:

–          Derse beş dakika geç gelmek serbest olsun.

–          Geç kaldığımızda izin kağıdı almak zorunda kalmayalım.

–          İstediğimiz zaman tuvalete gidebilelim.

–          Sınıfta isteyen istediği yerde otursun.

–          Derste başka bir dersin testini çözmek serbest olsun.

–          Sakız çiğnemek serbest olsun.

–          Acıkan bir şeyler yiyebilsin.

–          İsteyen uyuyabilsin.

–          Sık sık film izleyelim.

–          Hep oyun oynayalım.

–          Ödev olmasın.

Bu şekilde gidiyor.  Eminim o zamanlar cep telefonu olsa onu da eklerlerdi listeye.

Bir yandan öğrencilerin söylediklerini hiç bozuntuya vermeden tahtaya yazıyorum, bir yandan nasıl toparlayacağımı düşünüyorum. Bir süre sonra öğrencilerin fikirlerini yönlendirmeye çalışırken buldum kendimi. En yumuşak sesimle şöyle diyordum: “Sanki şöyle söylesek daha iyi olmaz mı çocuklar?”

O dersi soğuk terler döke döke ve sonunda zar zor da olsa dört kural belirleyerek bitirdim. Bu iyi niyetli çalışmamın başarısız olmasının altında yatan iki neden vardı:

Birincisi,  sınıfta demokrasi öğrencilerin alıştığı bir şey değildi.  Bizim öğrenciliğimizde olduğu gibi kimse daha önce onlara fikirlerini sormamıştı. Üstelik yasaklar, bir şeyi daha da cazip hale getiriyordu.

İkinci neden, benim yönergeyi eksik vermiş olmamdı. Eğer çalışmanın başında öğrencilere: “Hadi gelin sınıf kurallarını birlikte belirleyelim.” demeyip de  “Ne olursa ve ne yaparsak sınıfta verimli bir şekilde ders işleyebiliriz?”  demiş olsaydım durumu toparlayabilmek için bu kadar uğraşmazdım.

Bir bakış…

Bir başka günse hiç kızmayan bir öğretmen olarak kendimle gurur duyan ben, çocukların duyguları anlamak ve büyüklerin aklından geçenleri okumak konusunda ne kadar usta olduğunu fark ettim.

Bir öğrencim derste sürekli tuhaf hareketler yapıyor, sesler çıkarıyordu. Örneğin dersin ortasında durduk yerde projeksiyon perdesinin zincirini boynuna doluyor ve boğulmuş gibi dilini dışarı çıkarıp öylece bekliyordu.  İşin garibi diğer öğretmenlerin derslerinde bu davranışları sergilemiyordu. Dikkat çekmek istediğini düşündüğümden önce görmezden geldim,  sonra bire bir konuşmayı denedim ama sonuç elde edemedim.

Annesinin desteğini almak için annesini aradığımda anne bana: “Sizin onu sevmediğinizi düşünüyor.” dedi.  “Sizinle bunun nedenini paylaştı mı? “diye sordum. Evet, dedi annesi. Bir gün derste çocuğumun yaptığı bir davranıştan sonra sınıftaki başka bir öğrenciye acıklı bir bakış atmışsınız.” Birden olay gözümde canlandı. Evet, yapmıştım. Beni çok iyi anladığını düşündüğüm bir öğrencimle bakışmış ve “Ne yapacağız bu çocukla?” demiştim içimden.  Saniyelik bir bakış, saniyelik bir duygu ama bakın öğrencime istemeden de olsa nasıl bir mesaj vermiştim? Öğrencim sevilmediğini düşünmekte çok haklıydı.

O günden sonra öğrencime bakışım birden değişiverdi. Onun gerçek ihtiyacını görmüş ve bu ihtiyaca cevap vermeye karar vermiştim: Tüm ön yargılardan, etiketlerden uzak içten bir gülüş ve sevgi dolu bir bakış.

Bir hatayı farkındalığınıza taşıdığınızda başlarda dikkatli bir çaba göstermek gerekebiliyor evet; ama sonrasında her şey doğallaşıyor. Öyle de oldu. Öğrencim daha önce yaptığı hareketleri yavaş yavaş terk etmeye başlayıp da derse daha çok katılır olduğunda bu çabamın karşılığını almaya başladım . O zaman anladım ki kalbini kazanamadığınız bir çocuğun zihnini ne yapsanız dolduramıyorsunuz.

Geçenlerde neredeyse altı sene önce yazdığım bir yazıya yorum geldi. Yorumda şöyle yazıyordu: “Bunların hiçbiri işe yaramıyor.”

“Denemiş.” dedim içimden ve sevindim. Öyleyse cevabı bulmasına az kalmış.

Evet, gerçekten de benim sınıfımda işe yarayan bir yöntem, sizin sınıfınızda işe yaramayabilir.  Çünkü her sınıfın dinamiği,  okulun içinde bulunduğu şartlar, öğrencilerin sosyo kültürel düzeyi birbirinden çok farklı. Önemli olan denemekten vazgeçmemek ve hiçbir şeyi topyekün yok saymamak. Bulunduğunuz şartlarda elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak.

Bazen başarısızlıklarımız, başarılarımızdan daha öğretici… Siz ne dersiniz?

Aysun Yağcı

aysunyagci@gmail.com

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Scroll To Top