Anasayfa / Eğitim / Duyguların Eğitsel Liderlikteki Etkileri
Duyguların Eğitsel Liderlikteki Etkileri

Duyguların Eğitsel Liderlikteki Etkileri

Hepimizin içinde olmayı arzu ettiği organizasyonlar vardır. Bense eğitimdeki iyi örnekleri  ve gelişmeleri takip ederken hem mutlu olur hem de o gelişmenin bir parçası olamadığım için hayıflanır dururum. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi ÖRAV yani Öğretmen Akademisi Vakfı’nın yaptığı harika çalışmalar benim bu konudaki iştahımı hem kabartmış, hem de her  defasında e-kampüse girip de kullanıcı adı ve şifre istendiğinde hayal kırıklığına sürüklemiştir. Ancak iki hafta önceki keşfim, beni bu hayal kırıklığından kurtardı. Nasıl mı? Artık ÖRAV’ın e-seminerlerine misafir kullanıcılar da önceden bir form doldurup başvurmak kaydıyla katılabiliyordu.

İlk katıldığım e-seminer, 18 Nisan 2012 tarihinde Profç Dr. Ayhan Aydın’ın “Eğitimde Hikayeler Oluşturabilmek “isimli semineri oldu. İkincisi ve bugün sizlere ayrıntılı olarak bahsetmek istediğim seminer ise Doç. Dr. Hakan Özçelik’in “Duyguların Eğitsel Liderlikteki Etkileri” başlıklı semineri.

Hakan Özçelik, California State University Sacramento’da İşletme Fakültesi’nde doçent ve kendisi 2012 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’ne TÜBİTAK Konuk Bilim Adamı Destekleme Fonu’ndan destek alarak işyeri yalnızlığı üzerine araştırmalar yapmak ve doktora dersleri vermek üzere davet edilmiş. Yalnızca altı aylığına Türkiye’ye gelmiş; bu nedenle ÖRAV’ın bu kadar kısa bir süre için Türkiye’de bulunan Özçelik’i öğretmenlerle buluşturması hakikaten takdire şayan  bir durum.

Özçelik, seminere eski varsayımlardan bahsederek başladı. Eski varsayımlara göre yöneticiler duygularını ifade etmez, çok ciddidir. Bu nedenle uzun süre duygular hem erkekler hem de bayanlar tarafından yok sayılmış. Ancak 15 yıldan beri Özçelik’in de içinde bulunduğu pek çok araştırma, yöneticilerin duygusuz insanlar olmadıklarını ve duyguların  sistematik bir şekilde davranışları etkilediği gerçeğini ortaya koymuş.

Özçelik, duygu ve ruh halinin farklı kavramlar olduklarını söyleyerek  ikisi arasındaki farkı  şu şekilde ifade ediyor: Ruh hali denizin altındaki akıntılarsa duygular dalgalar gibi yüzümüze çarpan bir şeydir. Genelde içinde bulunduğumuz ruh halinin sebebi bilinmezken duyguların belirgin bir nedeni ve hedefi vardır. Örneğin “içi daralmak” bir ruh halidir ve neden içimizin daraldığını bilemeyebiliriz; ancak “heyecanlıyım” dediğimizde bunun nedenlerinden biri terfi almak olabilir.  Duygularımız konsantrasyonumuzu çok sıkı bir şekilde etkiler, bakış açısını şekillendirir ve davranış mekanizmalarını harekete geçirir.

Duygularımızı genelde saklayamayız, üzüntülüysek  bir şeye kızmışsak bu hemen yüzümüzden belli olur. Çalışma arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz bunu hemen anlarlar.  Ruh hali ve duyguların ortak özelliği ise bulaşıcı olmalarıdır. Bu nedenle sınıfa giren bir öğretmenin ruh halinin ve duygularının farkında olması gerekir. Farkındalık, onları doğru kanalize etmemizi sağlar.

Özçelik’e göre, öğretmenlerin sınıfta pozitif bir duygusal iklim yaratmaları gerekir. Aynı sınıfta farklı öğretmenlerin birbirinden çok farklı iklimler yaratabilmesi buna en güzel örnektir. Buradaki tek değişken öğretmen olduğuna göre sınıfın ruh halinin bizim ruh halimize bağlı olduğunu bilmek ve sınıfta olumlu bir iklim yaratmada üzerimize düşen sorumluluğun farkına varmak önemli bir adım olacaktır.

Özçelik buradan hareketle  kendi öğretmenlik deneyimlerinden birini paylaştı ki son derece kayda değer buldum.

Örneğin sınıftan yaratıcılık gerektiren bir şey isteyecekse yaptığı esprilerle ya da  izlettirdiği bir videoyla sınıfın enerjisini yükselttiğini, zor ama öğrenciler tarafından mutlaka anlaşılması gereken bir konu anlatıyorsa  öğrencilerin ruh halini olabildiğince nötrlemeye çalıştığını söyledi. Çünkü bilgiyi işleme ve karar verme sürecinde pozitif duygular ve ruh hali bizi daha yaratıcı yaparken  negatif duygular ve ruh hali bizi daha analitik yapıyormuş.

Özçelik’in dersteki keşiflerinden biri de alanıyla ilgili teoremlerden bahsederken, işin içine duygularını kattığında öğrencilerin dikkatini daha çok çekebildiği gerçeği olmuş. Yani bir teoreme kızması, bir teoremi diğerlerinden çok sevmesi, birine gıcık kapması öğrencilerin dersi daha dikkatli izlemelerine neden oluyormuş.

Bilgilerin duygularla birlikte kafaya yazılması başka bir deyişle “duyguyla öğrenme”  benim için seminerin en çarpıcı noktalarından biriydi.

Seminerdeki bir başka önemli nokta, ise karar verme sürecinde duyguların etkisiydi. Duygular yoksa karar vermenin imkansız olduğunu Elliot’un hikayesiyle anlatan Özçelik, ameliyat ya da beyin hasarları nedeniyle beynin duygusal merkezleri ile mantıklı işlem merkezleri arasındaki bağlantı kesildiğinde hastaların karar verme sürecini gerçekleştirmediklerini çünkü yalnızca bilgileri hatırladıklarını ama duyguları hatırlamadıklarını söyledi. Başka bir deyişle duygular yoksa karar vermek imkansız.

Peki karar verme sürecinden eğitim kurumları nasıl etkileniyor? Uzun süre karar verememe durumunu Özçelik, karar verme sürecinin toksik hale gelmesi olarak nitelendiriyor ve bu durumun eğitim kurumlarında büyük ölçüde olumsuz duygular uyandırarak duygusal acılara sebep olduğunu söylüyor.

Bir kurumda karar verme sürecinde eylem ve duygu döngüsü ise yöneticilerde ve çalışanlarda faklı şekillerde gerçekleşiyor. Bu döngüde herkes sırayla farklı aşamalardan geçiyor.

1. Aşama: ATALET

– Sorunlardan kaçınma, kaygı, endişe (karar veren)

– Karara bulaşma korkusu (diğer çalışanlar)

2. Aşama: PATLAMA

– Kararlı Eylemler ve Patlamaya Hazır Duygular (karar veren)

 – Utanç, küçük düşme (Hakkında karar verilen)

 – Öfke, acıma ve korku, “Acaba sırada ben mi varım?” (diğerleri)

3. Aşama: BASTIRMA

 Rasyonalizasyon ve baskı , suçluluk duygusu, savunma (karar veren)

– Kuşku, korku, öfke (diğerleri)

Bu döngü, açıkçası benim kafamda bütün taşları yerine oturttu ve şimdiye kadar yaşadıklarıma farklı bir açıdan bakmamı sağladı. Karar verme süreci “toksik” olmaya başladığında ikinci kararların atalet dönemi daha uzun sürüyor. Yani zamanında alınması gereken bir kararın alınmaması kurumdaki karar verme süreçlerini daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyor.

Sanırım yöneticilerin karar alma süreçlerinde çalışanlarıyla daha çok empati kurması, onları rahatlatacak konuşmalar yapması, çalışanların da yöneticilerin karar verme sürecinin ne kadar zor bir süreç olduğunu anlaması ve onların duygularına saygı göstermesi sanırım bir kurumda sağlıklı iletişim kurabilmenin adımlarından biri olacaktır.

Eğitsel liderlikteki bir başka önemli konu ise duygusal zeka. Özçelik, liderlik ve duygusal zekayla ilgili beş olmazsa olmaz özelliklik sayarak eğitsel liderlerin ve öğretmenlerin mutlaka duygusal zeka eğitimi almaları gerekliliğinden bahsetti. Bu beş özelliği sayacak olursak:

* Geçmişteki duyguları hatırlama yeteneği

* Mevcut duyguları anlama yeteneği

* Duygularını diğerlerine etkin bir şekilde ifade etme yeteneği

* Diğer insanların duygularını okuma yeteneği

* Diğer insanların duygularını harekete geçirebilme yeteneği

Seminerle ilgili anlatacak daha çok şey var elbette ancak ben biraz da Hakan Özçelik hocamızın sunum yeteneğinden bahsetmek istiyorum. Seminerin başında kendisinin de söylediği gibi “Ne anlattığın değil, nasıl anlattığın önemli.” Bütün bir seminer baştan aşağı bu öngörüyü doğrular nitelikteydi.

Hakan Bey’in gözlerinin içi gülüyordu, bizlerle göz iletişimi kurmamasına rağmen. Yaptığı işi severek ve büyük bir heyecanla yaptığı her halinden belli oluyordu ve bu heyecanı bize de geçirdi. Öğretmenlerin sordukları sorulara “Çok güzel bir soru” şeklinde onere ederek cevap vermesi, bu semineri vermekten duyduğu mutluluğu sık sık dile getirmesi, bizleri de olumlu motive etti. Anında yapılan üç anket, bizlerin de sunumda aktif olmamamızı ve fikirlerimizi sunmamızı sağladı.

Bir kameraya karşı konuşmak zordu evet;  ama istenirse duyguların teknolojinin zırhını nasıl delip geçebildiğini ve Türkiye’nin dört bir yanında bilgisayarlarının başındaki öğretmenlere nasıl akabildiğini gördük  dün. Bizler için eşsiz bir deneyim oldu. Teşekkürler Hakan Özçelik.

Bizleri dünyanın en iyi öğretmenleriyle buluşturan ÖRAV’a ve ÖRAV Genel Müdürü Kayhan Karlı’ya sonsuz teşekkürler.

ÖRAV’ın Mayıs ayı seminerlerini aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz.

 http://www.orav.org.tr/news/newsdetail.aspx?id=293

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

2 yorum

  1. Sinem Yıldırım

    ÖRAV deryasından yararlanmaya başlamış bir öğretmen olarak önce vakıfa, ardından duyguların ve öfkenin hem öğretmenlik hem de kurum yöneticiliği hususunda nasıl kullanılabileceğini bize gösteren değerli araştırmacı Doç Dr. Hakan Özçelik’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
    Seminere dair çok doğru tespitlerin yer aldığı bu yazıya kendi tespitlerimi eklemeden de geçemedim.

    Önce kurum yöneticiliği konusunda, araştırmacının çıkarımlarına değinmek isterim:
    1-Yapılan araştırmalar, çalışma hayatındaki hataların %60’ının kurum üyeleri arasındaki zayıf iletişimden kaynaklandığını gösteriyor.

    2-Pozitif duysusal iklim yaratma hedefli liderlik ve personel uygulamaları, kurum performansını olumlu yönde etkiliyor.

    3- Ruh hali ve duygular bulaşıcı. Bu sebeple duygularımız yalnızca bize ait değil; çevrenin de malı. Yani duygularımızın bulaşıcılığı çevremizin performansını da etkiliyor.

    4- Yalnızlık ve spesifik duygular, çalışanların performans ve tutumlarını etkiliyor. Yalnızlık hissi olan çalışanlar, kendilerini yabancılaşmış, yakın ilişki kurmaktan çekinen, fikir beyan etmemeye meyilli hisler içinde bulunuyor. Bu bakımdan yöneticilerin, çalışanlarıyla kuracağı ilişkinin niteliğini tartması lazım. Yöneticilerin, çalışanların yalnızlığına dikkat etmesi gerekiyor.

    Öğretmenlere ise öfke konusunda şu tavsiyelerde bulunuyor:

    Öğrenciye bir konuda öfke duyabilirsiniz. Önemli olan, bu öfkeyi nasıl kullanacağınız. Öfkenizi karşı tarafa göstermekten çekinmeyin. Öfke sebebinizi, öğrencinize sebepleriyle ama öfkeli şekilde anlatın; size saygı duyacaktır. Öğretmen duygusal zekası ile öğrencilerine yanaşmalıdır. Unutulmamalı ki, karizmatik lider, grubun duygularını harekete geçirebilendir.

    Aysun Öğretmen’in yazısının sonunda verdiği linki tıklayacak çok öğretmene ve yöneticiye ihtiyacımız var, unutmayalım.

    • Değerli katkınızdan dolayı çok teşekkür ederim Sinem Öğretmenim. Bir dahaki yazınızı merakla ve heyecanla bekliyoruz.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top