Anasayfa / Eğitim / Duyguların Dili
Duyguların Dili

Duyguların Dili

Duyguların Eğitsel Liderlikteki etkilerinden söz etmişken  duyguların dilinden bahsetmemek olmaz diye düşündüm.

Duygularımızın da bir dili var; ama bu daha çok sözsüz bir dil. Duygularımız bizim  doğru kararlar vermemizi sağlayan içsel pusulalarımız. Buna rağmen insanlar çoğu zaman içlerindeki bu yol gösterici pusulayı görmezden gelmeyi tercih ederler. Duygular sürekli bastırılır, ta ki bir gün daha şiddetli bir şekilde ve bizim kontrolümüzün  dışında “Ben buradayım!” diyene kadar.

İnsanoğlu hayatta pek çok zorluğun üstesinden gelebiliyor, büyük buluşlara imza atabiliyor; ama iş duygularla başa çıkma meselesine gelince sınıfta kalıyor. Karla Mclaren entelektüel olarak parlak, fiziksel açıdan becerikli, ruhsal bakımdan yaratıcı olsak da duygusal olarak az gelişmiş olduğumuzu söylüyor. Bunun sebeplerinden birisi  duyguların dışa vurmanın  hala bir zayıflık olduğu inancı. Halbuki duygusal bir kişilik, zayıf kişilik anlamına gelmiyor.

Aslında hepimiz dünyaya bir empat olarak geliyoruz; yani duyguları okuyup anlayabiliyoruz. Bu büyü ne zaman bozuluyor peki? Sanırım konuşmaya başladığımızda ve büyüklerin konuşmalarını dinleyip onları örnek aldığımızda … Yani çevremizden duyguların saklanması gereken bir şey olduğuna dair bir kanı elde ediyoruz ve geçen zaman bu kanımızı güçlendirdikçe güçlendiriyor. Çocukların empati yeteneklerinin büyüdükçe kaybolmasının altında bu gerçek yatıyor.

Empati sayesinde sözcüklerin arkasındaki anlamları hissedebilir, insanların farkında olmadan sergiledikleri duruşların şifrelerini çözebilir ve diğerlerinin duygu durumlarını anlayabiliriz, diyor McLaren.  Empatlar, diğerlerinin bilmeyi reddettikleri konuları bile hisseder ve sezerler. Ama duygularını sürekli inkar etme eğiliminde olan insanlarla bir araya gelindiğinde bu sezgilerin empat için acı veren bir deneyime dönüşmesi kaçınılmaz olur.

Ben bu deneyimleri öğrenci koçu olup da empati eğitimi almaya başladığımdan beri daha sık yaşamaya başladım. Beden dili ve NLP  konusundaki bilgilerim de işin içerisine girince,  insanların gerçek duygularıyla ilgili ip uçlarını yakalamak , ne zaman yalan söylediklerinin farkına varmak,  gerçekleri yüzlerine söyleyemeyecek bir pozisyondaysanız sizin canınızı sıkmaktan başka bir işe yaramıyor.  Böyleleri, karşınızda bir film çeviriyor ve siz inanmış gibi yapıyorsunuz. Üstelik o da sizi kandırdığını düşünüyor. “Bırak beni kandırdığını sansın!” demek ve bu can sıkıcı duyguları akışına bırakmak hiç de kolay değil elbette; ama yine de öğrenilmesi mümkün olan bir beceri.

McLaren, bizi ileriye götüren, kendimizi derinlemesine anlamamızı, kendimizle ve diğer insanlarla vizyonumuz ve  niyetimizle bağlantı kurmamızı sağlayan şeyin duygusal hassasiyetimiz ve çevikliğimiz olduğunu söylüyor ve  şöyle devam ediyor sözlerine:

Duygularımız olmadan hayatı işlevsel yaşayamayız.  Duygularımız olmadan karar veremeyiz, rüyalarımızı çözemeyiz, kesin sınırlar koyamayız, ilişkilerde becerikli davranamayız, umutlarımızı belirleyemez, başkalarının umutlarını destekleyemez,  hayatımızın aşkıyla bağlantı kuramaz hatta onu bulamayız. Duygusal benliklerimize ulaşamazsak, bu kültürde yanlış toprağa dikilmiş ağaçlar gibi büyür, uzar ama güçlenemez, yaşlanır ama olgunlaşamayız.

McLaren’e göre “bastırma” duyguları yönetme konusunda hepimizin sahip olduğu yegane içsel beceri. Eğer duygularımızı güvenli ve üstesinden gelecek şekilde ifade etmezsek ruhlarımızda biriktiririz. Bastırmayla ilgili problem, iç dünyanın zaten duyguların geldiği yer oluşudur. Duyguları bilinçli bir şekilde işlemeksizin geldikleri yere geri itmek, ruhta istenmeyen bir kısa devre oluşturur.

Duygular bastırıldığında ise biliçaltının iki seçeneği vardır: Birincisinde duygunun yoğunluğu artarak tekrar yüzeye çıkar, ikincisinde ise çeşitli psikolojik rahatsızlıklar olarak kendini gösterir. Bu nedenle duyguları bastırmak onların üstesinden gelmenin tehlikeli bir yoludur.

Bazense insanların duyguları fazla güçlü olur ve onları dışa vurduklarında dışsal ve içsel çalkantı olmak üzere iki tür çalkantı yaşarlar. Dışsal çalkantı, söz konusu güçlü duyguları, bunda hiç suçu olmayan talihsiz birine boşaltmamamızdır  ki  hepimizin zaman zaman başına gelmiştir.

İçsel çalkantıda ise kişi  duygularını dışa vurduğu için bir miktar rahatlama yaşasa da iletişim becerilerinin zayıflığı ve kendini kontrol edememesi onu hayal kırıklığına uğratır. Yoğun duyguları başkalarına ifade etmek kişinin egosuna ve özgüven duygusuna zarar  verebilir. Azalan özgüven, duyguların kontrolünü daha da zorlaştırır ve kişi güçlü duygularını her tarafa savurup fırlatma alışkanlığına sahip olur. Böylece bir hücum ve geri çekilme, tuzağa düşme, yalnız kalma, patlamalar ve özür dilemeler kısır döngüsü içinde tutsak kalırlar. İçsel kontrol ve dengeler bozulduğunda kişi “gelgitli” biri olarak kabul edilir.

Kişi duygularından geri durmayı bırakıp onları kanalize etmeyi öğrendiğinde ise duygularını avcunun içine almış olur. Duyguların bilinçli bir şekilde farkında olmak kişiyi ve ilişkilerini destekler. McLaren bizlere duygularımızın her birinin hayatta kalmamız için hayati beceriler ve yetenekler içerdiğini keşfetmemiz gerektiğini söylüyor. McLaren’in kitabında duyguların nasıl kanalize edileceği ile ilgili çok faydalı egzersizler var. Bu nedenle kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top