Anasayfa / Genel / Dedikodu ve İftira Üzerine
Dedikodu ve İftira Üzerine

Dedikodu ve İftira Üzerine

Epeydir uzak kaldığım bir duyguyu hatırladım geçen gün ya da hatırlatıldı desem daha doğru olacak. Nasıl bir duygu diyeceksiniz? Daha çok mide bulantısının eşlik ettiği bir iç sıkıntısı.

Eminim kalabalık iş yerlerinde çalışan hemen herkes dedikodudan ve bunun ileri aşaması olan iftiradan nasibini almıştır. Önceleri, yani böyle şeylere ilk maruz kaldığınızda ya da yaşınız gençken duyduklarınız sizin için çok sarsıcı olur. Nasıl böyle bir şey söyleyebilirler hakkımda diyerek kendinizi boş yere paralarsınız. Ben onlara bana bu iftirayı atmaları için ne yaptım diye kendi kendinizi hırpalar ama yine de olanlara bir anlam veremezsiniz. Ancak biraz gün gördükçe, insanları tanımaya başladıkça, insan ilişkileri konusunda uzmanlaştıkça  o kişilerin sizin hakkınızda dedikodu yapmaları için sizden kaynaklanan hiçbir sebebin olmasa da olabileceğini çözmeye başlarsınız. Sadece varlığınız bile yeterlidir.

Karşıdakilerin sizi anlattıkları şekilde görmek istediklerini anlarsınız zamanla.  Kafalarında bir senaryo canlandırırlar, bilinçaltı gerçekle hayali ayırt edemediği için bir süre sonra kendi söyledikleri yalana kendileri de yürekten inanmaya başlarlar. Bunu onların yüzüne çarpmanızın ise hiç mi hiç faydası olmaz. Çünkü bu sefer de inkar etme mekanizması devreye geçer. Bütün bunların altında, içten içe sizi mutsuz görme arzusu yatmaktadır.

Dedikodu ve iftiranın altından ise hep kıskançlık çıkar. Her insan biraz kıskançtır evet, ama kıskançlığını kontrol altına almayı başarmak zorundadır. Yani içindeki kıskançlık duygusunu yönetebilir; bazıları ise kıskançlık duygusu tarafından yönetilirler.  Bu duygu tarafından ele geçirilen insanlar, bulundukları makam, mevki ve  itibarlarını unutarak bu konudaki zaaflarını herkesin içinde alenen sergilerler. Bu zaafı göremeyen ve duydukları şeyleri hiç yargılamadan, eleştirel düşünmeden kabul eden insanlar ise bunların bulundukları konumdan etkilenip “Koskaca bilmemne” yalan mı söyleyecek diyerek insanlar hakkındaki iftiralara inanmaya başlarlar. Bu tarz kişilere de “Her duyduğunuza inanmayın!” demenin genelde bir faydası olmaz; çünkü her duyduğuna inanmamak için de insanın ciddi bir tekamül geçirmesi gerekir.

Eskiden olsa yanlış anlaşılmaları gidermek için çaba sarf ederdim; şimdiyse bu tip kişileri  yalnızca Allah’a havale ediyor ve aklıma geldikçe enerjimi çalan bu insanlardan özgürleşmeyi seçiyorum.

Adamın biri hayvanat bahçesine gitmiş, orada bir kaplan görmüş ve kaplana aşık olmuş.  Sen ne güzel bir kaplansın diyerek kaplanın kafesine kolunu uzatmış ve kaplan adamın kolunu yaralamış. Adamı hastaneye kaldırmışlar, kolunu sarmışlar ve sana bunu yapan kaplanı affetmen lazım, demişler. Adam hastaneden çıkınca tekrar hayvanat bahçesine gitmiş, kaplanın kafesinin önüne gelince kaplana şöyle demiş. “Sen çok güzel bir kaplansın ve ben seni affediyorum.” Adam tekrar kolunu uzatmış ve kaplan yine adamın kolunu kapmış. Üçüncü sefer adam, hayvanat bahçesine gittiğinde kaplanın kafesinin önüne gelmiş ve ona şöyle demiş: “Sen çok güzel bir kaplansın, seni affediyorum; ama bir daha sana kolumu uzatmayacağım.”

Görüldüğü gibi insanları affetmenin size verdikleri negatif enerjileri uzaklaştırmak açısından yine size faydası var. Yoksa ben bu  yazıyı yazdım diye birilerinin bundan ders çıkarıp düzeleceğini hiç mi hiç sanmıyorum. Kaplan kaplanlığını yapacaktır sonuçta. Önemli olan sizin elinizi bir daha uzatıp uzatmayacağınız.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

7 yorum

  1. iyi pazarlar,aysuncum!yine agzından bal damlamış!

  2. Geçenlerde insan ilişkileri üzerine de birçok kitap yazmış bir psikiyatristin tvde bir konuşmasını dinlemiştim,anlattığınız insan davranışının kıskançlık değilde bir adım daha ötesi haset olduğunu söylüyordu.Haset kelimesi benimde daha çok hoşuma gitti ;her nekadar sözlükte eşanlamlı görünüyorsa da… Yorumumu şu şekilde bitirmek istiyorum ,Hayatta herşeyin bir de iyi tarafı vardır ,bu duyguyu hatırlamanıza neden olan kişi ,aynı zamanda da bu güzel yazıyı yazmanıza neden olmuş.Sevgiler,kaleminize sağlık…

    • Gülnur Hanım, dediğiniz gibi “haset” kelimesi daha doğru. Bu katkınız için teşekkür ederim. Değerli yorumlarınızı her zaman bekliyorum. Sevgiler…

  3. Şu kısacık hayatımda belki de en fazla şu soruyu sormuşumdur kendime: ”Ben ne yaptım da böyle davranıyorlar, böyle bakıyorlar, böyle konuşuyorlar?” Aslında cevap çok basit : ”Kıskanılmayan, imrenilecek fazileti olmayandır.”
    Sizin hakkınızda olumusz konuşan insanlar, dedikodu yapanlar, böyle yaparak – tıpkı senin de düşündüğün gibi- seni yıpratabileceklerini sanıyorlar. Esasında onlara da hak veriyorum, çünkü ellerinden gelen başka bir şey yok. ”Vermeyince mabud neylesin mahmud” misali iş üremeyince, kapalı kapılar ardına geçip laf ürüyor sadece , zira iş üretmek laf üretmekten epeyce zor.
    Duyduklarınız, maruz kaldıklarınız sizi elbette ki yaralıyor. (Ben daha hiç kulak arkası edemedim.) Sonuçta ne mi oluyor? :
    ” Ateşin üstüne bir iki damla su serpince, ateş eskisinden daha parlak yanıyor.”

  4. Ben bu soruların benzerlerini size sorduğumda “Allah sabrını verir, Görkem’ciğim.” demiştiniz 🙂 ben hala inanıyorum, bu dünyada, bir yerlerde hala yaşayan temiz insanlar var ve en azından göklerde yaşayan birileri bizim dedikodulardan, hayasız iftiralardan çektiklerimizi görüyor.

  5. Merhaba Aysun hanım.. yazınızı bugün gördüm ve terapi gibi oldu..

    ”Kıskanılmayan, imrenilecek fazileti olmayandır.”
    kıskanıldığım, sürekli düşünüldüğüm için mutlu bile oldum yazınızla..
    alıntıdır şeklinde facebook adresimdede paylaştım yazınızı..

    yüreğinize sağlık tekrar..

    Rabbim gıybet ve iftiradan korkmayan insanlardan bizleri korusun..

    sevgiyle kalın..

  6. siz olmasaydınız benim ödevim de olmayacaktı(:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top