Anasayfa / Bir Dönüşüm Hikayesi 1

Bir Dönüşüm Hikayesi 1

Lise yıllarımı hatırlıyorum da… Seksen dakikalık blok derslerde bildiğiniz can çekişirdik. Bu dersler arkadaşlarımla beni meditasyon teknikleri konusunda uzmanlaştırmıştı. Çeşitli nesnelere odaklanarak yaptığımız teknikler arasında en popüler olanı, saat meditasyonuydu. Sınıftaki elli kişinin enerjisi, saate yöneldiğinde zamanı hızlandırabileceğimize inanırdık.

Bir gün tam arkamda oturan çocuk, saate baktığını fazla belli edince öğretmenin yumruğu – tokadı değil- “Ben ders anlatırken sen nasıl olur da saatine bakarsın!” nidasıyla çocuğun yüzünde patlayıvermişti. Öğretmenin anlam veremediğimiz öfkesinin öznesi arkadaşımız olsa da o yumruk hepimizin suratında patlamıştı sanki.

Saate bakamama stresiyle bir sonraki hafta aynı derste kitabımın kenarına resimler çizmeye başladım. Öğretmene olan nefretim ister istemez çizimlerime yansıyordu. Öğretmen sıramın yanına geldi, kitabın kenarlarındaki canavar resimlerine baktı. Sonra: “Senin psikolojin bozuk, bence tedavi olmalısın.” dedi. Bu cümleyi kuran psikoloji öğretmeni olduğu için bir anlığına kendimden şüphe etmedim desem yalan olur.

Bu benim o öğretmenle ilk ve son iletişimimdi. Muhtemelen yumruk attığı öğrenciyle -trajik bir başlangıçla tek taraflı olsa da- ilk kez iletişim kurmuştu. “Hayır, psikolojim gayet iyi; sizi resmediyordum.” diyemedim, sadece yutkundum.

O yıllarda etimiz öğretmene, kemiklerimiz ailemize aitti. Dışarı bakarız da dikkatimiz dağılır diye camlarının yarısı yağlı boyayla boyanmış sınıflarda hep içimize bakarak büyüdük biz. Sıkıldığını belli etmemek gibi büyük bir iç terbiyeyle.

Bugünse facebookta Çin’de ödevini yapmayan çocukları döven öğretmenin videosunu izliyor, hep birlikte ayıplıyoruz.

Bu ve buna benzer bir geçmişe sahip  öğretmenler olarak sorgulamaktan, uygulamadan, deneyden, yaşamsallıktan uzak zihinlerimizin, ne kadar çok şey bildiğimizi sergilemekten öteye geçemeyeceği aşikardı. Öyle de oldu zaten.

Yollarımız vardı, bildiğimiz yollar, binlerce kez üzerinden geçtiğimiz; her çukurunu, her tümseğini ezberlediğimiz… Neşe ve güven içinde dolaşıyorduk o yollarda. Öğrencilerimiz bize katılmak istediğinde “Hayır” diyorduk. “Sen kaybolursun,  yolun sonuna ulaşman çok zaman alır,  sen otur beni izle, sonuca ulaşamayız sonra.” Bırakmadık ki yoldaki çukurları, tümsekleri kendileri keşfetsinler, birbirleriyle işbirliği yapabilsinler.

Çıt çıkmamasıyla övündüğümüz sınıflarımızda mutlu mesut yaşarken gün geldi bir şeyler yolunda gitmemeye başladı.  Sınıf yönetimi problemi mi yaşıyorduk, yoksa yeni nesil çok mu berbattı?

Yalnızca bildiklerimizle var olamayacağımızı söyleyen iç sesimiz, kulaklarımızı tırmalamaya başladığında bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğinin farkına vardık. Yine de öğrenilmiş çaresizliklerimiz yakamızı bırakmıyor, “ülke gerçeği” tokat gibi yüzümüze çarpıyordu. Veliler, merkezi sınav başarısı diye tutturmuşken değişmeye çalışmak mümkün müydü?

Ne olursa olsun denemeye karar verdik. Bildiklerimiz felaketimiz olmadan,  önce kendimizi sonra okulumuzu dönüştürecektik.

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Scroll To Top