Anasayfa / Eğitim / Bay Zambak
Bay Zambak

Bay Zambak

Her şey içerik yönetimini yaptığı okul sayfasına, günlük servisini eklemesiyle başlamıştı. Günlüğü açalı yaklaşık bir hafta olmuştu. Ortamı biraz canlandırmak ve hareketlendirmek için günlüğe birkaç yazı yazmış ve bu işi giderek sevmeye başlamıştı. Bir önceki yazısını, rüyasında yazdığını görmüş ve sabah kalkar kalkmaz da kaleme almıştı. Akşam telefondaki ses, “Süperman” arıyor diye başlamıştı konuşmasına. “Babacım bir kere o süperman değil,  gizli kahraman.” Bol kahkahalı bu konuşmanın ardından yeni yazısının konusunu düşünmeye başlamış, birden aklına geçen ay doktor olan bir arkadaşlarına yemeğe gittiklerinde ondan aldığı bir gazete gelmişti. Bundan pek ala bir yazı çıkabilirdi. Gazeteyi sakladığı yerden çıkardı ve annesinin bile henüz doğmadığı yıllara ufak bir yolculuk yaptı. Düşündüğünden bile kolay olmuştu yazmak. Günlüğe girip başlık ve etiketleri de ekledikten sonra “yayımla “ tuşuna basıverdi. Bu yazının başına onca iş açacağını nereden bilebilirdi ki…

Büyük bir holdingin doktoru olan arkadaşımıza akşam yemeğine gitmiştik. Yemekten sonra bakın size çok entresan bir şey göstereceğim deyip, çekmeceden eski püskü bir gazete çıkardı. Kaç yılına ait dersiniz?  1 Mayıs 1948 tarihli Hürriyet gazetesi. Bütün akşam reklam bölümleri de dahil olmak üzere gazeteyi didik didik okuyup hem şaşırdık hem de güldük.  Arkadaşım, bir hazine bulmuş gibi sevindiğimi görünce ”İstersen sen da kalsın.”  demez mi? Hemen bu fikre dört elle sarılıp gazeteyi çantama atıverdim.  İyi de eski bir gazete senin için neden bu kadar değerli diye düşünebilirsiniz. Elbetteki bir Türkçe öğretmeni olarak Türkçenin yıllar içinde gösterdiği  büyük değişimi  görebilmek  ve gösterebilmek için olduğunu söyleyebilirim.

Gelelim gazeteye . Gazetenin manşeti şu: Ürdün ve Irak orduları Filistin’e girdi. Manşetten de anlaşıldığı gibi işin bu kısmında bir değişiklik yok. O zamandan beri Filistin’in kaderi neredeyse hiç değişmemiş. Gözünüzü biraz daha aşağılara kaydırdığınızda sol sütunda bir haberle karşılaşıyorsunuz  Haberi hiç değiştirmeden aktarıyorum:

“Bu sabahın erken saatlerinde, İsmet Paşa mahallesinde Poyraz Sokağındaki 2 numaralı evde feci bir cinayet işlenmiştir. Bu evde oturmakta olan terzi Emin Zambak adında bir genç, karısıyla uzun zamandan beri kavga etmekte, ikisi arasında bir geçimsizlik hüküm sürmektedir. Karı koca, bu sabah yine kavga etmişler, Emin Zambak karısının üzerine hücum etmiş kavganın büyüdüğünü gören komşulardan Makbule bunları ayırmak üzere eve gelmiştir. Bu müdahele üzerine büsbütün kızan Emin Zambak eline geçirdiği bir ekmek bıçağıyla hem karısı Nuran’ı hem de komşusu Makbule’yi muhtelif yerlerinden yaralayarak  öldürmüştür. Etraftan yetişen komşular, her iki kadının cesetleriyle karşılaşmışlardır. O arada vaka yerinden kaçan katil, bir otomobile atlayarak Mamak istikametine kaçmış alınan tedbirler sayesinde akşama doğru yakalanmıştır. “

Bakın cinayet bile ne kadar kibar bir üslupla anlatılıyor. Esasen  meraklı ve sorumlu komşu Makbule,  Emin Zambak’ı büsbütün kızdırmasa Emin Zambak da katil olmayacak . Bütün suç Makbule’de bence. Sonra şimdiki cinayet haberleri geldi aklıma. Bu olay şimdi olsa eminim başlık şu olurdu. “CİNNET GEÇİREN TERZİ E.Z, KARISI VE KOMŞUSUNU DOĞRADI.”  Halbuki doğramıyor, muhtelif yerlerinden bıçaklıyor.

Günlükteki yazı böyle devam edip gidiyordu. Ertesi gün, yazdığı yazıya bir yorum olup olmadığını merak ettiği için heyecanla siteye girdi. Günlüğe yapılan yorumlar, o onay vermeden yayınlanamıyordu. Birkaç yorum vardı. Yine Türkçe öğretmenliğinden edindiği bir alışkanlıkla yorumlardaki yazım yanlışlarını düzeltmeye başladı. Halbuki çalışma arkadaşı: “Yorumlar sahiplerine aittir, oradaki imla hatalarını düzeltmenize gerek yok. Başınıza iş açıyorsunuz.” dese de “Ama bizim sayfamızda çıkacak bunlar. Yazım yanlışı olan bir yazının bizim sayfada görünmesine gönlüm razı olmaz.” diyordu.

Elinde olsa sokaktaki tabelalardaki yazım yanlışlarını da düzeltirdi ya neyse. Bu durum onda bir nevi  meslek hastalığı haline gelmişti. Mesala bir kişinin konuşmasını dinlerken anlatım bozukluğu yapıp yapmadığına da dikkat ederdi. Mesleğe ilk başladığı yıllarda bunu sesli olarak dile getirip karşısındaki insanları şaşırttığı çok oluyordu. Daha sonraları itici olmamak ve anlatım bozukluğu algılayıcısı gibi nitelendirilmemek adına bu durumlara içinden sessizce katlanmaya çalıştı.

–        Mesela bir örnek vermek gerekirse…

–        Anlatım bozukluğu yaptınız.

–        Efendim , ne dediniz?

–        Yok bir şey, siz devam edin. Böldüysem özür dilerim.

–  Atıyorum. Son yıllarda …..

– Neden atıyorsun ki kardeşim. Atma, örnek ver.

– Bir şey mi dediniz?

– Yooooo. Atıyorum falan yani.

 

-Çocuklar yeni halk otobüslerini gördünüz mü?

– Evet öğretmenim. “Herşey  Halkımız  İçin” yazıyor.

– İnanın onları her gördüğümde deliriyorum. Bir Allahın kulu çıkıp da şunlara “Her şeyin “ ayrı yazıldığını ve hatta “bütün şey” lerin ayrı yazıldığını öğretmedi mi?

– Sakin olun öğretmenim, sinirlenmeyin.

– Neyse en azından sizler biliyorsunuz çocuklar.

Bazen rüyasında kendini bir binanın tepesine çıkmış bir tabeledaki  yazım yanlışını düzeltmeye çalışırken görürdü.  Sonra görevliler ona deli gömleği giydirmeye çalışırken olanca gücüyle bağırırdı: “Bütün şeyler ayrı yazılır diyorum size: Her şey, bir şey, hiçbir şey, birçok şey… “

Neyse, yorumlardaki yazım yanlışlarını düzeltip onayladıktan sonra son yorum, tüylerini diken diken etmeye yetti. Hayır bu sefer yazım yanlışı değildi sorun. Yazının içeriğiydi:

“ Rahmetli dedemi internet sayfasında afişe etmenizin bedelini size pahalıya ödeteceğim. Bu günlüğü hiç açmamış olmayı dileyeceksiniz.   İmza E.Z”

Yorumu okuduktan sonra önce bir kahkaha savurdu. Kimbilir hangi arkadaşı ona bir oyun oynamaktaydı? Bunu yapanın kim olabileceğini düşünürken çalan telefonla irkildi. Telefonu açtı, sekreter kız:  “Sizi bir bey arıyor. İsmini ısrarla sordum ama cevap vermedi. Bağlayayım mı?” diye sordu.  İçinden kimmiş bakalım diye düşünürken ağzından bağla kelimesi çıkıverdi.

–        Bir oyun olduğunu düşünüyorsunuz değil mi?

–        Ne! Hangi oyun, siz kimsiniz?

–        Tahmin edin. Tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek.

–        Emin Zambak?

–        Ta kendisi.

–        Şey bakın,  o yıllar önceki bir gazete haberi. Hem hiç hoş değil bu yaptığınız. Siz kim oluyorsunuz da beni tehdit ediyorsunuz? Savcılığa suç duyurusunda bulunacağım. IP adresiniz elimizde.

–        Size kolay gelsin o zaman. Tabi bunu yapabilecek kadar vaktiniz olacağını sanmıyorum.

–        Ne saçmalıyorsunuz siz?

–        Dııııttttttttttttttttttttttt.

–        Kapattı. Offffff bu çok pis bir şaka. Kim yapıyorsa. Neyse kokusu çıkar yakında. En iyisi hiç oralı olmamak.

Ertesi günün haber manşetleri:

“Husisi bir okulda görevini icra etmekte olan ve talebelerinin büyük bir muhabbetle sevdikleri Türkçe mürebbiyelerinden Makbule Pekdüzeltir,  sırra kadem bastı.  Arkadaşlarından ve ailesinden gelen talep üzerine olayla ilgili tahkikata başlayan polis şefi, en yakın surette olayın sırrını çözeceklerini, heyecana mahal vermemek gerektiğini, bunu gerçekleştiren kişinin yakalanıp tevkif edileceğini beyan etti.”

Hakkında Aysun Yağcı

Öğretmenlik deneyimlerimi, kendimce doğrularımı, okuduklarımı, aldığım eğitimleri, çıkarımlarımı paylaşmaya devam ediyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Scroll To Top